Etiket: kyani

Vodafone ve Network Marketing

Konu Network Marketing olunca ülkemizde bir çok insanın bu sektörden haberi yokken, bazıları ise sektör hakkında bilgleri olmadığı halde sürekli olumsuz söylemler ile bu iş modelini Titan, Ponzi yada Saadet Zincirlerine benzetmekteler.

Network Marketing ile karıştırılan birçok kötü niyetli yapılanma olmuştur ve olacaktır. Fazla şaşırmamak lazım; Her güzel oluşumu kötüye kullanan insanlar her zaman olacak. Burada asıl önemli olan, kötü niyetli oluşumların olması değil, iyi ile kötüyü ayırt edemeyen insanların olmasıdır. Dolayısıyla biz elimizden geldiği kadar bilinçlenmeli ve bilinçlendirmeliyiz.

Network Marketing aslında hepimizin yakından tanıdığı bir çok büyük uluslararası firmanın yaptığından farklı bir iş yapmıyor. Network Marketing sistemi hakkında ilerleyen günlerde yeni bir makale yazacağım için çok fazla üzerinde durmuyorum fakat şunu bilmelisiniz ki katlama yani diğer bir adıyla kopyalama doğru öğrenildiği zaman size hiç bir iş modelinde elde edemiyeceğiniz kadar ciddi bir gelir sağlar.

Şimdi gelelim konumuzun gerçek sahibine. Vodafone ve Network Marketing

Network Marketing, kapı kapı gezip ürün satma ya da adam bulma oyunu olmadığını, tavsiye ve referansa dayalı bir satış sistemi olduğunu Dünyanın en büyük GSM Operatörlerinden biri olan Vodafone, Network Marketing‘in büyüme dinamiğini kullanarak abone sayısını artırmak için uygulamaya başladığı yeni pazarlama sistemi ile gösterdi.

İzleyelim ve görelim.

Kyani Uzaydan Nasıl Gözükür?

Aslına bakarsanız ilginç bir başlık oldu. İnsanoğlu çok gariptir ve hep her şeyi bildiği düşünür, bunun doğruluğuna da sonuna kadar inanır. Aksini ispat etmeniz mümkün olsa da oldukça fazla efor harcamanız gerekir. Dünyanın düz bir tepsi olduğunun düşünüldüğü ve sonuna gidilince düşüleceği düşünceler insanoğlu tarafından benimsenmişti. Yuvarlak olduğu inandırmak bir hayli zor olmuş ama eninde sonunda olmuş.

Şimdi bu konuda nereden çıktı diyeceksiniz. Şimdi bir sektör düşünün dünyada büyüyor ve en çok bilinen sektörlerden daha büyük olan bir sektör. Evet evet Network Marketing sektörü. Yanlış hatırlamıyorsam 2013 yılında 167 Milyar Dolar ciro ile kapatmıştı. Böyle büyüyen sektör karşısında insanların hala inanmamaları ve diretmeleri çok eski yıllardan edindiğimiz bir alışkan. Şuan piyasa dönüp baktığınızda bir çok iş artık maaşlı iş olmaktan çıktı. Dünya performansa dayalı bir sisteme doğru gidiyor ve siz çalışan olarak buna engel olamayacaksınız. İş gücü açısından her zaman daha ucuz eleman bulunması sizin gelirlerinizi kısıtlayacak ve kısıtlıyorda. Artık patronlar size 3000-5000 lira maaş vermiyor. 1000-1500 lira veriyor ve diyor ki bu da prim sistemin 5000 lira istiyorsan şunu bunu onu başarman gerekiyor yani performans göstermen gerekiyor. Daha çok çalışarak artık daha az kazandığınızı görmek hiçte zor değil. Aslında bu duruma entegre olan bir meslek grubu var kimler mi, garsonlar. Garsonların asıl kazanç kaynağı sizden aldığı bahşişe yani size gösterdiği hizmetin kalitesine bağlı. Garsonlar bu işe alışık peki başka kimler alışık. Network Marketing sektöründe olanlar… Garip mi geldi, aslında biz yarına hazırız siz ne kadar hazırsınız onu düşünün. Network Marketing sektörü performansın en iyi ödüllendirdiği meslek grubudur. Kyani içinse apayrı bir noktada bu sistem en ufak hareketiniz ödüllendiriliyor.

İnsan hep bir şeyler istiyorlar. İstiyorlar da bunlar için neleri feda edeceklerini hiç düşünmüyorlar. Her şey kolayca olsun önüme serilsin istiyor. Yaşadığımız İstanbul’u düşünelim. Fatih Sultan Mehmet eğer yılmış olsaydı, taktikler geliştirip yeni yollar açmasaydı İstanbul’u fethetmesi hiç mümkün olabilir miydi? Olamazdı değil mi? O zaman sen kıçını sandalyeden kaldırmadan nasıl bir gelir elde edebileceğini düşünüyorsun ki. Network Marketing Sektörünün en büyük sıkıntısı patronları için canla başla çalışan insanların kendileri için hiçbir şey yapmamalarından kaynaklanıyor. 3-5 kuruş vererek elini bile kaldırmadan milyonlar kazanabilecekleri düşünüyorlar. Kötü haber; böyle bir dünya yok.

Peki uzaydan Kyani’e bakmak da nereden çıktı? Hem ürünleri hem de pazarlama ve ödeme planıyla o kadar farklılıklar ortaya koyuyor ki eminim uzaylılar da dünyaya geldiklerinde bize dahil olmak isteyeceklerdir. 🙂 Nereden bakarsanız bakın ister uzaydan ister yandan ister alttan bakın isterseniz ışığa tutarak bakın bu fırsatı kaçırmayın. Patronlarınız sizi sıkıştırmadan işsiz kalacağınız günler gelmeden biran önce önleminizi alın. Network Marketing öcü bir sektör değildir. Sizin istemenizle şekillenen sınırsız kazanç kaynağıdır. Biliyorum siz hala Dünya’nın düz olduğuna inanıyorsunuz.

Son olarak sizinle daha önce okuduğum bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.

dunya-istihdam

Gördüğünüz gibi 2020 yılında (yani 5 sene sonra) Almanya %4, Rusya %5, Brezilya %7, Güney Kore ise %6 oranında açığa düşecek. 2030’a geldiğimizdeyse ABD, Hindistan ve Endonezya haricinde neredeyse her ülke ciddi bir insan kıtlığına girecek. En büyük sıkıntıyı sırasıyla Brezilya (%33), Güney Kore (%26), Rusya (%24) ve Almanya (%23) çekecek.

Bu oranları insan sayısına çevirince durumun korkunçluğu ortaya çıkıyor. Örneğin -mümkün değil ya- nüfusu 2030’a kadar hiç artmasa dahi Almanya 20 milyonluk işgücü açığına sahip olacak! İzlemek isterseniz video aşağıda.

Aşağıdaki sözü artık bir imza olarak kullanacağım. Kendi başarısızlıklarını kendinden başka her şeye atan insanoğlu lütfen boş hayallere kapılma. Sen hareket etmezsen hiçbir iş yürümez, kimse de senin için para kazanıp getirmez.

Kolay para kazanmak isteyen kesinlikle Network Marketing dünyasından uzak durun. Bu sektör bir şans oyunu sektörü değildir. 3-5 Lira verip hiçbir şey yapmadan 3-5 Bin Lira kazanacağını düşünenler lütfen bu sektörü kirletmeyin.

Emre Topcu’dan işini geliştirmek için iki büyük sır

Emre Topcu’dan 2 büyük sırrı

”Siz ne yaparsanız, birlikte çalıştığınız ekip de onu yapacaktır.” Kyani liderlerinden Emre Topçu’nun bu işteki başarısının arkasında verimli ve stratejik çalışması yatıyor. Gelin kendi cümleleriyle devam edelim, bakalım sırları nelermiş.

”Bu işte 2 büyük sır var.

1-) ÇALIŞMAK VE ÇABALAMAK

2-) OKUMAK VE ARAŞTIRMAK

Çalışmak ve çabalamak ile ilgili şunu söyleyebilirim, ben kendimi kurduğum organizasyonun bir personeli olarak görüyorum ve herkesin başarısı için ciddi anlamda çok çalışıyorum. Çalışma tempomu organizasyonumdaki herkesin görmesini ve aynı şekilde kopyalamasını sağlıyorum. Çünkü siz ne yaparsanız, ekibiniz de onu yapacaktır.

Gün içerisinde ne kadar yoğun olursam olayım, işten eve çok geç saatlerde dönmüş de olsam mutlaka her gün 1 saatimi kendimi ve ticaretimi geliştirmeye ayırıyorum.

Bu bir saat içerisinde eğitici videolar izliyor ve kitap okuyorum, öğrendiklerimi uyguluyor ve mutlaka ekip arkadaşlarım ile paylaşıyorum.

Bir diğer önemli unsur hayallerinizi çaldırmamak!

Kyani ve Ben

Kyani’ye başladığım ilk birkaç hafta çok yoğunlaşmaya başlamıştım ve babamı arayacak fırsatı bile bulamamıştım. Bir gün arabadayken babam aradı ve hem kendisini aramadığımdan dolayı, hem de ‘’Kardeşlerinden duyduğum kadarıyla yine bir network işine bulaşmışsın, ne güzel kendi işini kurdun, nereden çıktı şimdi bu iş? Hemen gel konuşalım’’ deyip sitemini bildirdi.

Kendisine ‘’Babacığım tabii ki seni görmeye geleceğim, o zaman uzun uzun konuşuruz’’ dedim.

Birkaç gün sonra babamı görmeye gittiğimde yine beni tepkili bir şekilde karşıladı. Kendisiyle oturup Kyani’yi tüm detaylarıyla anlattıktan sonra bana sorduğu ilk cümle: ”Kardeşlerini de kaydettin, değil mi?” oldu.

Bazen en yakınlarımız bile bizi koruma iç güdüsü ile aslında çok da fikir sahibi olmadıkları işlerle ilgili negatif yorum yapıp bizi caydırmaya çalışırlar. Bu durumu olağan karşılayıp baş koyduğumuz yoldan geri dönmemek gelişmişliğimizin göstergesidir.

Bir girişimde bulunmayı tasarlayıp tüm korkularımıza rağmen işe koyulduğumuzda inanılmaz şeyler olmaya başlar. Tüm negatif düşünceleri beynimizden yok edip, negatif yorumlara kulaklarımızı kapayıp hayallerimiz doğrultusunda bildiğimiz yolda ilerlemeliyiz. Direncin üstesinden gelmeyi başaramamış insanların ortak özelliği amatör olmalarıdır, hiçbir zaman profesyonelleşemezler.

Kyani daha Türkiye’deki ilk yılında hiçbir doğrudan satış firmasının ilk yılında kırmadığı bir rekoru kırdı ve 5 milyon dolar civarı ciro yaptı. Önümüzdeki 5 yıl içerisindeki hedefi ise Türkiye pazarında 300 milyon dolarlık bir ciro. Bu vizyona sahip bir firma ile çalışmak gerçekten mutluluk ve güven veriyor.

Bana göre insanın hayatta gerçekten isteyip de elde edemeyeceği hiçbir şey yoktur. Sadece, bunun için gerçek nedeninizi bulmalısınız. Nedenimiz, düşündüğümüzde gözümüzü yaşartan ve kalbimizin hızla çarpmasına sebep olan şey olmalıdır. Olmazsa olmazımızdır.

İnsanlar çok çalışmaktan çekinmiyorlar.

Sadece ‘DEĞECEK Mİ?’ Bunu bilmek istiyorlar!!!

BAŞARDIĞINIZA DEĞECEK, GÖRECEKSİNİZ!

Size ve sevdiklerinize sağlık, varlık ve mutluluk dolu bir hayat dilerim.

İş Yapmak, Birisiyle Randevuya Çıkmak Gibidir

Size hayali arkadaşımız Cemil’i takdim etmek istiyorum. Cemil’in bu akşam birisiyle randevusu var. Bu, ilk buluşmaları ve Cemil oldukça heyecanlı. Buluşmak üzere olduğu kadının çok güzel olduğunu düşünüyor ve o yüzden de onun üzerinde iyi bir etki yaratmak istiyor.

“Çok zenginim.”

“Büyük bir evim ve güzel bir arabam var.”

“Birçok ünlü tanıyorum.”

“Beni sürekli televizyonda görebilirsin, çünkü oldukça başarılıyım.”

“Kendime iyi bir hayat kurdum.”

Buradaki asıl önemli olan soru şu: “Cemil’in bu kadınla ikinci bir randevusu olacak mı?”

Nasıl iletişim kurduğumuz ya da davrandığımız biyolojik yapımıza dayanır. Yani, özel hayatımızda ve iş hayatımızda yaptığımız şeylerin köklerinde aynı temel süreçler yer alır. Peki bunu iş hayatınıza nasıl uyarlayacağınızı öğrenmek için, bir randevuda nasıl davranmanız gerektiği sorusundan daha öteye bakmaya gerek yoktur. Çünkü aslında satışlar ve randevulaşma arasında hiçbir fark bulunmaz.

Her iki durumda da birisinin karşısına oturursunuz ve onu ikna etmeye çalışırsınız.

Elbette bir-iki manipülasyon yaparsınız; güzel bir akşam yemeği, neye sahip olduğunuz ya da kimleri tanıdığınıza dair ufak bilgiler verirsiniz. Bu işi bitirmeyi ne kadar istediğinize bağlı olarak, okişiye duymak istediklerini söyleyebilirsiniz. Onlara bir takım vaadlerde bulunabilirsiniz ve bunları, anlaşmaya varmanız noktasında işinize yarayabilir. Bir kez. Belki iki kez. Ancak zamanla bu ilişkiyi sürdürmek size gittikçe daha pahalıya patlar. Hangi manipülasyonu tercih etmiş olursanız olun, böyle davranmak, güven üzerine kurulu bir ilişki oluşturmaktan oldukça uzaktır.

Cemil’in durumuna baktığımızda açıkça görülüyor ki, işler yolunda gitmeyecek ve ikinci bir randevu koparamayacak. Çünkü sağlam bir ilişki kurabilmek için gerekli olan şeyleri yapmadı. Kadının ilgilendiği şeyler Cemil’in söyledikleri olabilir. Belki de kadının Cemil’le buluşmak istemesinin sebebi, bir arkadaşının ona Cemil’in yakışıklı olduğunu ve birçok ünlü insanı tanıdığını söylemesiydi. Hepsi doğru olsa bile, neler karar vermeyi sağlamazlar. Neler, Nedenlere dayanmalıdırlar. O yüzden Cemil’in ilişkisi yürümeyecektir.

Gelin Cemil tekrar bir buluşmaya gitsin ama bu sefer işe neden sorusuyla başlasın.

Bu sefer ilk olarak: “Neden hayatımı seviyorum biliyor musun?” sorusunu soralım. “Her gün, sevdiğim bir işi yapmak için yataktan kalkıyorum. Bana ilham veren şeyleri yapmaları için insanlara ilham veriyorum. Bu, dünyadaki en mükemmel şey. Bunu yapabilmek için farklı yolları bulmaya çalışmak beni çok mutlu ediyor. İşimden çok iyi para kazanıyorum. Büyük bir ev ve güzel bir araba satın aldım. Sevdiğim işi yaptığım için çok şanslıyım ve işimi sevdiğimden onu gayet iyi yapıyorum.”

Cemil’in karşısında onun inandıklarına inanan birisinin olduğunu varsayarsak, Cemil’in ikinci bir randevu şansı artacaktır. Daha da önemlisi, bir ilişki için yeterince iyi bir yapı kurmuş oluyor. Çünkü her şeyi inandıkları ve düşündükleri üzerine kuruyor. İlk randevuda da aynı şeyleri söylemişti. Ama ikincisindeki fark, işe neden sorusuyla başlamış olması ve tüm neler, nedeninin bir kanıtı olarak ona hizmet ediyorlar.

Şimdi birçok distribütörün  kendi işlerini nasıl yürüttüklerine bakalım. Birisi karşınızdaki sandalyeye oturur. Sizi iyi bir yatırım olarak düşünmektedirler ve bunun üzerinden konuşmaya başlarlar.

“Şirketimiz çok büyük başarılara imza attı.”

“Çok güzel bir ofisimiz var. Bir ara gelip görmelisiniz.”

“En büyük şirketler ve markalarla iş yapıyoruz.”

“Eminim ki, bizi çokça duyuyorsunuzdur.”

“İşimizde oldukça iyiyiz.”

Tıpkı kötü bir randevuda olduğu gibi, iş dünyasında da insanlar ilk başta neden varolduklarını açıklamak yerine, kendi değerlerini göstermek için çok fazla çaba harcarlar. Ancak birisinin sizi çekici bulabilmesi için, özgeçmişinizi vermekten daha fazlasını yapmalısınız. Fakat ne yazık ki tüm distribütörler, bir işe başlarken ilk olarak özgeçmişlerini sunarlar. Size tüm deneyimlerini içeren uzun bir listeyi açıklamaya çalışırlar: Bugüne dek ne yaptıkları, kimleri tanıdıklarını… Böylece onları arzulamanızı ve onlarla iş yapmanızı isterler.

İster kişisel, isterse de iş dünyasında ait bir karar olsun, karar vermenin biyolojik yapısı aynıdır. Bu şekilde bir ikna etme çabasının , birisiyle randevuya çıkarken kötü bir yöntem olduğunu gördük. O zaman nasıl olur da bu yöntemin iş dünyasında işe yaramasını bekleyebiliriz?

Tıpkı bir randevuda olduğu gibi, bir ürünün yalnızca yararlarını ve özelliklerini sıralayarak iş ortağınızla güvene dayalı bir ilişki kurmak mümkün değildir. Bunlar önemlidirler, ama ancak satışları arttırmaya ve iş ortaklarının, alacağı kararı mantıksal bir çerçeveye oturtmasına yararlar.

Tüm kararlarda olduğu gibi insanlar ne yaptığınız değil, neden yaptığınızı satın alırlar ve ne yaptığınız, yalnızca neden yaptığınızın kanıtını oluşturur. Eğer neden sorusuyla işe başlamazsanız, insanlar ürünlerinizi işlerine yarayan faydaları üzerinden değerlendirirler. Ve muhtemelen ikinci bir randevuyu garanti edemezsiniz.

İşte alternatif bir senaryo:

“Bu şirkette en çok neyi seviyorum biliyor musun? Her gün işe geliyoruz ve sevdiğimiz bir işi yapıyoruz. Bize ilham veren şeyleri yapmaları için insanlara ilham vermeyi seviyoruz. Bu, dünyadaki en mükemmel şey. işin en eğlenceli kısmı da bunu yapabilmek için birçok farklı yolları bulmaya çalışmak oluyor. Bu gerçekten inanılmaz.

işimizde çok iyiyiz. Çok güzel bir ofisimiz var, gelip görmelisin. En büyük şirketlerle beraber çalışıyoruz. Eminim ki sektör hakkında yanlış bilgilere sahipsindir. Oldukça başarılıyız.”

İkincisi birincisinden çok daha iyi değil mi?

Kesinliğin Üç Aşaması

Bir karar verilmesi için yalnızca mantıksal öğeleri ve karşılaştırmaları sunduğumuzda, yaratacağımız en büyük güven: “Sanırım doğru karar bu” aşamasında kalacaktır. Biyolojik olarak baktığımızda, böyle düşünmek mantıklı. Çünkü beynin düşünen bölgesi olan neokorteks ile iletişim kurmuş oluyoruz. Neokorteks bölgesi, düşüncelerimizi kelimelere dökebildiğimiz bölümdür. Plazma ve LCD ya da Dell ve HP arasındaki farklılıkları dinlediğimiz sırada beynimizde bu bölüm aktif hale gelir.

Duygularımızla karar verdiğimizde ise, en yüksek derecede oluşacak olan güven sözleri: “Bu kararın doğru olduğunu hissediyorum” olacaktır. Biyolojik olarak baktığımızda, bu da beklenen bir durumdur. Çünkü beynimizde duygularımızı kontrol eden bölümün dil ile bağlantısının olmamasıdır. En büyük girişimciler ve liderlere başarılarının sırrını sorun. “Sezgilerime ve duygularımla aldığım kararlara güvendim” diyeceklerdir. İşler yolunda gitmediğinde ise bu durmu: “Ne kadar doğru gelmese bile , çevremdekilerin bana söylediklerini dinledim. İçgüdülerime güvenmeliydim.” sözleriyle ifade edeceklerdir. Duygularla alınan kararlar, sadece tek bir kişi tarafından alınabilir. Kişi ya da küçük ölçekli bir kurum için duygularla alına karalar gayet iyi sonuçlar verebilirler. Ancak çok daha fazla insanın kararın doğru olduğunu hissetmeleri gerektiği durumlarda ne olacak?

İşte bu noktada nedenin önemi açığa çıkar. Nedeni açıklamak, kararların duygusal bir düzeye yükseltilmesini sağlar ve : “Sanırım doğru karar buédan çok daha büyük bir güven verir. Eğer nedeninizi biliyorsanız, ulaşabileceğiniz en büyük güven seviyesi: “Doğru olduğunu biliyorum” olur. Kararın doğru olduğunu bildiğiniz zaman, kararın sadece doğru olduğunu hissetmekle kalmazsanız. Onu, mantıklı ve tutarlı kelimelerle açıklayabilirsiniz de. Verdiğiniz kara da dengeye ulaşmış olur. Neler, nedenleriniz için bir sebep oluştururlar. İçgüdülerinizle verdiğiniz kararları kelimelerle ifade edebilir ve nedeninizi açık bir biçimde gösterebilirseniz, çevrenizdekilere, verdiğiniz kararın nedenini anlamaları için gerekli olan ortamı yaratmış olursunuz.

İş ortağım, bir işi geri çevirdiğimde üzülmüştü. Ona potansiyel müşteriyle ilgili olarak olumlu duygular hissetmediğimi söylemiştim. Oysa ona göre bu müşterinin parası da diğer herkesinki kadar iyiydi. Kararımın nedenini anlayamadı. Daha da kötüsü ben de açıklayamadım. Bu, sadece hissettiğim bir şeydi. O günlerde neden bu işi yaptığımı biliyordum: Bana ilham veren şeyleri yapmaları için insanlara ilham vermek.

Eğer yine içgüdülerime güvenerek aynı kararı bugün alıyor olsaydım, neden böyle bir karar aldığımı açıklama konusunda daha net olurdum ve herkes beni anlardı. O işi bıraktık; çünkü potansiyel müşterimiz bizimle aynı inancı paylaşmıyordu ve insanlara ilham vermekle ilgilenmiyordu. Nedenimizi paylaşmaya ve şriketimize uyum sağlamayacak bir şirketle yaacağımız iş kısa süreli bir kazançtan başka bir şey getirmeyecekti.

İş yapmanın amacı, neye sahip olduğunuz üzerinden sizi isteyen birileriyle iş yapmak olmamalı. Sizin inandığınız şeylere inanan insanlara odaklanmalısınız. Eğer nedeninize inanan insanlarla iş yapmayı seçerseniz aranızda güven kurulmaya başlar.