Etiket: başarı

Ekibinizi Başarısızlığa Uğratabilecek İnsan Profilini Nasıl Tanırsınız?

1. Bu mümkün değil

Başarısız insanların çoğu neyin mümkün olamayacağı ile meşguldür. “Böyle büyüyemeyiz çünkü çok fazla yanlış bilgi var” ya da “Neden bizi tercih etsinler ki bu kadar Network Marketing firması var ayrıca bunun titan olduğunu söyleyip kaçınıyorlar ” gibi cümleleri onlardan rahatlıkla duyarsınız. Onlar imkansızlıklarla dolu bir dünya içinde yaşamaktadırlar ve başarılı bir gemiyi bile batırabilirler.

2. Her şeyi kendim halledebilirim

Eğer takımınızdan birisi bir projeyi yardım almadan tamamlayabileceği ya da herhangi birinden daha iyi yapabileceği konusunda ısrar ediyorsa bu kişi işleri yavaşlatabilir hatta projeyi tamamen başarısızlığa uğratabilir. Bu yaklaşıma sahip birisi genellikle başarılı bir atmosfer oluşturmaktan ziyade kendi hırslarını tatmin etmeye çalışmaktadır. İronik olan ise başarısız insanların çoğu kendi gündemlerini ön plana çıkarmaya çalışır ve takım çalışmasının önemini kavrayamaz. Bu durum onların kariyerini kötü yönde etkileyen en önemli sebeplerden birisidir.

3. Bence benim fikrim daha iyi

Kendi fikirlerine aşık olmak genellikle bencillik işaretidir ve bu kişinin takım çalışmasına yatkın olmadığını gösterir. Yalnızca kendi fikirlerini beğenen ve bunun reklamını yapan kişiler dar bir bakış açısına sahiptir. Çünkü hiç kimse yalnızca kendinden yola çıkarak başarılı olamaz. Kimse ile konuşmadan, fikir alışverişi yapmadan bir ortaklık kurduğunuzu hayal edin. Sonuç nasıl olurdu? Fikir alışverişi ve iş birliği bir ekibi her zaman daha ileriye taşır.

4. Ben zaten bunu biliyorum

Birisi size “Ben zaten bunu biliyorum” diyorsa, o kişinin öğrenmeyi ve kendini geliştirmeyi bıraktığını anlayabilirsiniz. Bu kişi daha çok her şeyi bilen biri olduğuna başkalarını ikna etmekle meşguldür. Daha fazla öğrenmeye ihtiyacı olmadığını düşünen insanlar genellikle toplantılarda konu hakkında birkaç önemli ayrıntıya değinerek proje için önemli olduğunu hissettirmeye çalışır.

5. Ajandamı kontrol etmem lazım

Eğer birisi boş vakti olup olmadığını söylemek için ajandasını kontrol etmesi gerektiği konusunda ısrarcıysa biraz durup düşünmek isteyebilirsiniz. Bu kişinin geçerli bir bahanesi olabilir fakat diğer taraftan yardımcı olmaktan kaçınıyor da olabilir.

6. Yapamam

Başarısız insanlar genellikle neyi yapamayacakları hakkında konuşurlar. Bir ekip kurmak demek sayısız engeli aşmaya çalışmak demektir. Ne yapabileceğiniz hakkında konuşun. İnsanlar size neyin mümkün olmayacağını söyleyeceklerdir. Fakat birisi cümleye neleri yapamayacağından başlıyorsa o kişiye dikkat edin. Çünkü bu kişi proje boyunca kuracağı her olumsuz cümleye karşılık yalnızca geçici çözümler üretecektir.

Networkçüler Tembeldir!

Networkçülerin büyük bir bölümü işi yapmaktan ziyade umudu satın almayı tercih ederler. Network Marketing dünyası başlangıç paketini satın alıp işe başlayan fakat, sonradan hiçbir şey yapmayan dünya kadar networkçüden oluşur. Bunun adı; networkçülerin düştüğü duygusal tuzaktır. Henüz karar verememişlerdir. Duygularına göre hareket etmişlerdir. Duygular zamanla söndüğünde, girişimci olma istekleri de söner. Ekibinizdeki distribütörlerin %80’inin başına gelen veya gelecek olan şey budur. 80/20 kuralı! Bu kuraldan asla bağımsız bir şekilde hareket edemezsiniz. Bu kuralla savaşa tutuşamazsınız ! İnsanlar tembel yaratıklardır. Umudu satın alırlar. Başarının kendileri dışında başka bir yerden, başka bir şeyden geleceğini düşünürler.

Network Marketing’de Eğitimin Önemi ve Rol Model Olmak

Distribütörlerinize ne yapılacağını tam anlamıyla öğretirsiniz. Nasıl yapılacağını da tam anlamıyla öğretirsiniz ancak, eğer korkuya izin verirlerse veya kafa karışıklığına izin verirlerse işleri zora sokarlar.

  • Hayati önem taşıyan bir adımı atlarlar. (Bunu network marketing ücretsiz email eğitim kursunda anlattıldı)
  • “Herşeyi sizin için biz yaparız” gibi sistemlere para kaptırırlar. Halbuki o sistemler onlar adına hiç bir şey yapmaz.
  • Adayların onlara vereceği altın değerindeki kritik verileri algılayamazlar. Uykuya dalmışlardır. Ve altın bir fırsat kaçmıştır.

Bir şekilde kendilerini işi yapamaz hale getirirler. Bu durum can sıkıcıdır. İşimi geliştirme konusunda güvendiğim iki şey asla ve asla tek başlarına “motivasyon” veya “kişisel gelişim” olmadı. Olamaz da. Güvenebildiğim tek şey sistem oldu. Eğitim oldu.

Başarılı bir network marketing işi inşa etmek aslında sihir değil. Sadece insanları tam anlamıyla kaliteli, iyi bir eğitimden geçirmek gerekiyor. Başarının bazı adımlardan oluştuğunu ve bu adımları tekrar tekrar atmatan geçtiğini anlamaları gerekiyor.

…davet ederken de böyle
…sunumu yaparken de böyle.

Başarının formülü bu. Kopyalamayı gerçekleştirecek olan downline yaratmanın formülü …

Herkes McDonald’s hamburgeri yapabilir. Hamburger yapmak size bağlı bir şey değildir. Yapmanız gereken tek şey adımları takip etmektir.

Network marketing işinizi inşa etmenin hamburger yapmaktan temelde bir farkı yoktur.

Adım  1: Formülü takip et

Adım 2: Formülü takip etmeyi başkalarına öğret.

Adım 3: Formülü takip etmeyi öğretmeyi öğret.

Yeni Bir Ortak Buldunuz. Ya Sonra?

İşinize birini dahil etmenin önemli olduğu kadar bu kişilere yol gösterme de çok çok çok önem taşımaktadır.  Belki uzun bir süreç sonunda size inanan arkadaşınız, eşiniz, dostunuz vs.ortak edindiniz. Belki başlarda onları işinizi anlatırken sizin kadar heyecanlı olmadığını bunun nedeninin ne olduğu konusunda şaşırıp kaldınız. Tabi ki burada hatayı kendinizde aramanızda fayda var “Bir şeyleri eksik yapmış olabilir miyim?” diye kendinizi sorgulayın.

Peki tüm zorlukları aştınız ve yeni ortağınıza ilk heyecanı verdiniz. Peki bu yeterli mi? Tabi ki; hayır.

İlk heyecanla yeni ortağınız iş yapma hevesiyle dolup taşar ve içi içine sığmaz tabiri caizse. İş hakkında doğru şeyleri öğrettiğinizi varsayarak bu heyecanı biraz baskılayabildiğinizi düşünerek devam edeyim. İlk heyecanı korumak önemlidir çünkü bu bize yol almamızda yardımcı olacak. Eğer yeni ortağınızı yalnız bırakırsanız heyecanı zamanla düşecek ve kısa sürede işi sorgulamaya başlayacaktır. Artık işi yürütemez hale gelmiştir. İşin nasıl yapılamaz olduğunu kendine kabullendirmeye çalışır ve yalnız bırakırsanız bunu başarır. Sonuçta kendini yenen yeni ortağınıza, başlangıçta harcadağınız eforun üstünde bir efor sarf etseniz de onu işe geri döndüremezseniz. İnancın yerini mantık almıştır ve siz geç kalmışsınızdır.

Eğer ilk işi sorguladığı anda müdahale edip onu yalnızlığa terk etmeseydiniz; işi tekrar anlamaya çalışacak, hatalarını kontrol edecek, sabredecektir. Bu günler biraz sancılıdır fakat sonucunda inancını kaybetmeden yola devam edebilmesini sağlar. Bu desteğiniz sayesinde iş yapma inancıyla birlikte iş yapabilme kapasitesi artan yeni ortağınızın yükselişe geçtiği günlerde yine bir sorgulama serüvenine girebilir ve işin yorucu, sıkıcı olduğu gibi bahanelerle inancının azaldığını belli eder. Aslında işler iyiye gitmeye başladığı bu anda neden bir sorgulama duyduğunu anlamak size güç gelebilir. Fakat çevresel baskılar, işin kolaylığı/zorluğu, farklı beklentiler bu sorgulama anını doğurabilir. İşe tamam mı, devam mı sorgularken, sizin yine yeni ortağınızı bu anında yanında olmanız, çakılmasını yani çakılmanızı engeller. Sizin vereceğiniz bu destekle artık yeni ortağınızın düzenli iş yapmaya karar vermesini sağlayarak artık özgürce hareket etmesini sağlayabilirsiniz.

Kısaca size nasıl bir yol izlemeniz gerektiğinden bahsetmek istedim, umarım yardımcı olmuştur bu yazım.

İş Yapmak, Birisiyle Randevuya Çıkmak Gibidir

Size hayali arkadaşımız Cemil’i takdim etmek istiyorum. Cemil’in bu akşam birisiyle randevusu var. Bu, ilk buluşmaları ve Cemil oldukça heyecanlı. Buluşmak üzere olduğu kadının çok güzel olduğunu düşünüyor ve o yüzden de onun üzerinde iyi bir etki yaratmak istiyor.

“Çok zenginim.”

“Büyük bir evim ve güzel bir arabam var.”

“Birçok ünlü tanıyorum.”

“Beni sürekli televizyonda görebilirsin, çünkü oldukça başarılıyım.”

“Kendime iyi bir hayat kurdum.”

Buradaki asıl önemli olan soru şu: “Cemil’in bu kadınla ikinci bir randevusu olacak mı?”

Nasıl iletişim kurduğumuz ya da davrandığımız biyolojik yapımıza dayanır. Yani, özel hayatımızda ve iş hayatımızda yaptığımız şeylerin köklerinde aynı temel süreçler yer alır. Peki bunu iş hayatınıza nasıl uyarlayacağınızı öğrenmek için, bir randevuda nasıl davranmanız gerektiği sorusundan daha öteye bakmaya gerek yoktur. Çünkü aslında satışlar ve randevulaşma arasında hiçbir fark bulunmaz.

Her iki durumda da birisinin karşısına oturursunuz ve onu ikna etmeye çalışırsınız.

Elbette bir-iki manipülasyon yaparsınız; güzel bir akşam yemeği, neye sahip olduğunuz ya da kimleri tanıdığınıza dair ufak bilgiler verirsiniz. Bu işi bitirmeyi ne kadar istediğinize bağlı olarak, okişiye duymak istediklerini söyleyebilirsiniz. Onlara bir takım vaadlerde bulunabilirsiniz ve bunları, anlaşmaya varmanız noktasında işinize yarayabilir. Bir kez. Belki iki kez. Ancak zamanla bu ilişkiyi sürdürmek size gittikçe daha pahalıya patlar. Hangi manipülasyonu tercih etmiş olursanız olun, böyle davranmak, güven üzerine kurulu bir ilişki oluşturmaktan oldukça uzaktır.

Cemil’in durumuna baktığımızda açıkça görülüyor ki, işler yolunda gitmeyecek ve ikinci bir randevu koparamayacak. Çünkü sağlam bir ilişki kurabilmek için gerekli olan şeyleri yapmadı. Kadının ilgilendiği şeyler Cemil’in söyledikleri olabilir. Belki de kadının Cemil’le buluşmak istemesinin sebebi, bir arkadaşının ona Cemil’in yakışıklı olduğunu ve birçok ünlü insanı tanıdığını söylemesiydi. Hepsi doğru olsa bile, neler karar vermeyi sağlamazlar. Neler, Nedenlere dayanmalıdırlar. O yüzden Cemil’in ilişkisi yürümeyecektir.

Gelin Cemil tekrar bir buluşmaya gitsin ama bu sefer işe neden sorusuyla başlasın.

Bu sefer ilk olarak: “Neden hayatımı seviyorum biliyor musun?” sorusunu soralım. “Her gün, sevdiğim bir işi yapmak için yataktan kalkıyorum. Bana ilham veren şeyleri yapmaları için insanlara ilham veriyorum. Bu, dünyadaki en mükemmel şey. Bunu yapabilmek için farklı yolları bulmaya çalışmak beni çok mutlu ediyor. İşimden çok iyi para kazanıyorum. Büyük bir ev ve güzel bir araba satın aldım. Sevdiğim işi yaptığım için çok şanslıyım ve işimi sevdiğimden onu gayet iyi yapıyorum.”

Cemil’in karşısında onun inandıklarına inanan birisinin olduğunu varsayarsak, Cemil’in ikinci bir randevu şansı artacaktır. Daha da önemlisi, bir ilişki için yeterince iyi bir yapı kurmuş oluyor. Çünkü her şeyi inandıkları ve düşündükleri üzerine kuruyor. İlk randevuda da aynı şeyleri söylemişti. Ama ikincisindeki fark, işe neden sorusuyla başlamış olması ve tüm neler, nedeninin bir kanıtı olarak ona hizmet ediyorlar.

Şimdi birçok distribütörün  kendi işlerini nasıl yürüttüklerine bakalım. Birisi karşınızdaki sandalyeye oturur. Sizi iyi bir yatırım olarak düşünmektedirler ve bunun üzerinden konuşmaya başlarlar.

“Şirketimiz çok büyük başarılara imza attı.”

“Çok güzel bir ofisimiz var. Bir ara gelip görmelisiniz.”

“En büyük şirketler ve markalarla iş yapıyoruz.”

“Eminim ki, bizi çokça duyuyorsunuzdur.”

“İşimizde oldukça iyiyiz.”

Tıpkı kötü bir randevuda olduğu gibi, iş dünyasında da insanlar ilk başta neden varolduklarını açıklamak yerine, kendi değerlerini göstermek için çok fazla çaba harcarlar. Ancak birisinin sizi çekici bulabilmesi için, özgeçmişinizi vermekten daha fazlasını yapmalısınız. Fakat ne yazık ki tüm distribütörler, bir işe başlarken ilk olarak özgeçmişlerini sunarlar. Size tüm deneyimlerini içeren uzun bir listeyi açıklamaya çalışırlar: Bugüne dek ne yaptıkları, kimleri tanıdıklarını… Böylece onları arzulamanızı ve onlarla iş yapmanızı isterler.

İster kişisel, isterse de iş dünyasında ait bir karar olsun, karar vermenin biyolojik yapısı aynıdır. Bu şekilde bir ikna etme çabasının , birisiyle randevuya çıkarken kötü bir yöntem olduğunu gördük. O zaman nasıl olur da bu yöntemin iş dünyasında işe yaramasını bekleyebiliriz?

Tıpkı bir randevuda olduğu gibi, bir ürünün yalnızca yararlarını ve özelliklerini sıralayarak iş ortağınızla güvene dayalı bir ilişki kurmak mümkün değildir. Bunlar önemlidirler, ama ancak satışları arttırmaya ve iş ortaklarının, alacağı kararı mantıksal bir çerçeveye oturtmasına yararlar.

Tüm kararlarda olduğu gibi insanlar ne yaptığınız değil, neden yaptığınızı satın alırlar ve ne yaptığınız, yalnızca neden yaptığınızın kanıtını oluşturur. Eğer neden sorusuyla işe başlamazsanız, insanlar ürünlerinizi işlerine yarayan faydaları üzerinden değerlendirirler. Ve muhtemelen ikinci bir randevuyu garanti edemezsiniz.

İşte alternatif bir senaryo:

“Bu şirkette en çok neyi seviyorum biliyor musun? Her gün işe geliyoruz ve sevdiğimiz bir işi yapıyoruz. Bize ilham veren şeyleri yapmaları için insanlara ilham vermeyi seviyoruz. Bu, dünyadaki en mükemmel şey. işin en eğlenceli kısmı da bunu yapabilmek için birçok farklı yolları bulmaya çalışmak oluyor. Bu gerçekten inanılmaz.

işimizde çok iyiyiz. Çok güzel bir ofisimiz var, gelip görmelisin. En büyük şirketlerle beraber çalışıyoruz. Eminim ki sektör hakkında yanlış bilgilere sahipsindir. Oldukça başarılıyız.”

İkincisi birincisinden çok daha iyi değil mi?

Kesinliğin Üç Aşaması

Bir karar verilmesi için yalnızca mantıksal öğeleri ve karşılaştırmaları sunduğumuzda, yaratacağımız en büyük güven: “Sanırım doğru karar bu” aşamasında kalacaktır. Biyolojik olarak baktığımızda, böyle düşünmek mantıklı. Çünkü beynin düşünen bölgesi olan neokorteks ile iletişim kurmuş oluyoruz. Neokorteks bölgesi, düşüncelerimizi kelimelere dökebildiğimiz bölümdür. Plazma ve LCD ya da Dell ve HP arasındaki farklılıkları dinlediğimiz sırada beynimizde bu bölüm aktif hale gelir.

Duygularımızla karar verdiğimizde ise, en yüksek derecede oluşacak olan güven sözleri: “Bu kararın doğru olduğunu hissediyorum” olacaktır. Biyolojik olarak baktığımızda, bu da beklenen bir durumdur. Çünkü beynimizde duygularımızı kontrol eden bölümün dil ile bağlantısının olmamasıdır. En büyük girişimciler ve liderlere başarılarının sırrını sorun. “Sezgilerime ve duygularımla aldığım kararlara güvendim” diyeceklerdir. İşler yolunda gitmediğinde ise bu durmu: “Ne kadar doğru gelmese bile , çevremdekilerin bana söylediklerini dinledim. İçgüdülerime güvenmeliydim.” sözleriyle ifade edeceklerdir. Duygularla alınan kararlar, sadece tek bir kişi tarafından alınabilir. Kişi ya da küçük ölçekli bir kurum için duygularla alına karalar gayet iyi sonuçlar verebilirler. Ancak çok daha fazla insanın kararın doğru olduğunu hissetmeleri gerektiği durumlarda ne olacak?

İşte bu noktada nedenin önemi açığa çıkar. Nedeni açıklamak, kararların duygusal bir düzeye yükseltilmesini sağlar ve : “Sanırım doğru karar buédan çok daha büyük bir güven verir. Eğer nedeninizi biliyorsanız, ulaşabileceğiniz en büyük güven seviyesi: “Doğru olduğunu biliyorum” olur. Kararın doğru olduğunu bildiğiniz zaman, kararın sadece doğru olduğunu hissetmekle kalmazsanız. Onu, mantıklı ve tutarlı kelimelerle açıklayabilirsiniz de. Verdiğiniz kara da dengeye ulaşmış olur. Neler, nedenleriniz için bir sebep oluştururlar. İçgüdülerinizle verdiğiniz kararları kelimelerle ifade edebilir ve nedeninizi açık bir biçimde gösterebilirseniz, çevrenizdekilere, verdiğiniz kararın nedenini anlamaları için gerekli olan ortamı yaratmış olursunuz.

İş ortağım, bir işi geri çevirdiğimde üzülmüştü. Ona potansiyel müşteriyle ilgili olarak olumlu duygular hissetmediğimi söylemiştim. Oysa ona göre bu müşterinin parası da diğer herkesinki kadar iyiydi. Kararımın nedenini anlayamadı. Daha da kötüsü ben de açıklayamadım. Bu, sadece hissettiğim bir şeydi. O günlerde neden bu işi yaptığımı biliyordum: Bana ilham veren şeyleri yapmaları için insanlara ilham vermek.

Eğer yine içgüdülerime güvenerek aynı kararı bugün alıyor olsaydım, neden böyle bir karar aldığımı açıklama konusunda daha net olurdum ve herkes beni anlardı. O işi bıraktık; çünkü potansiyel müşterimiz bizimle aynı inancı paylaşmıyordu ve insanlara ilham vermekle ilgilenmiyordu. Nedenimizi paylaşmaya ve şriketimize uyum sağlamayacak bir şirketle yaacağımız iş kısa süreli bir kazançtan başka bir şey getirmeyecekti.

İş yapmanın amacı, neye sahip olduğunuz üzerinden sizi isteyen birileriyle iş yapmak olmamalı. Sizin inandığınız şeylere inanan insanlara odaklanmalısınız. Eğer nedeninize inanan insanlarla iş yapmayı seçerseniz aranızda güven kurulmaya başlar.

Ekibinizde Bir Teşekkür Kültürü Oluşturun!

Tabi ki ekip arkadaşlarınızın yaptıkları iş karşılığında ödeme yapılmalıdır fakat bu onların performansını tetikleyen etmen değildir. İnsanlar yaptıkları iyi işlerden dolayı memnuniyet duyulmak ister, yaptıkları katkıların fark edilmesini ve önem verilmesini ister. Ekibinizde bir teşekkür kültürü oluşturarak çalışanlarınızın performansını ve memnuniyetini arttırabilirsiniz.

Herkesin içinde övgü (Çoğu zaman)

İnsanları çoğu diğer arkadaşlarının ve emsallerinin yanında övgü almayı tercih eder. Herkesin içinde övülmek kişinin yaptığı işle ve kendisiyle gurur duymasını sağlar, aynı zamanda ortamdaki diğer arkadaşlarınızın yaptıkları bireysel katkıların fark edildiğini ve önemsendiğini düşünmelerini sağlar. Aynı zamanda bu durum sizin için de iyidir çünkü herkes iyi işin ve iyi performansın yönetim tarafından görünür olduğunu ve takdir edildiğini biliyor olacaktır. Fakat bazı çalışanlar göz önünde olmaktan hoşlanmaz. Bu çalışanlarınızı özel olarak takdir etmeyi tercih etmenizde fayda var.

İçten konuşmak

Ekip arkadaşlarınızı yalnızca gerçekten içinizden geldiği için, övgülerinizi hak ettiği için ödüllendirin. Yanlış övgülerden kaçının çünkü insanlar yapmacık davranışları hemen fark ederler. Herkesin önünde bir başarıyı takdir ederken yalnızca o anın pozitif duygusuna odaklanın, şirketle ilgili haberleri ve güncellemeleri başka zamana bırakın. Ayrıca takdirlerinizle bu başarıyı daha ileriye götürmek için neler yapılabileceğine dair geri bildirimlerinizi birleştirmekten özellikle kaçının. Bu durum ödüllendirme ile oluşturmaya çalıştığınız iyi duyguların tamamını alıp götürecektir.

Net konuşun

Ekip arkadaşlarınız takdir edilmek için neyi doğru yaptıklarını bilmek isterler. Bu yüzden genel bir başarıdan değil net olarak neyin doğru yapıldığından söz edin. “Yaptığın harika işten dolayı tebrik ederim” demek yerine “Sana verilen hedef satış kotasından %40 fazla satış yaptın, şimdiye kadar yapılan en iyi satıştı. Tebrik ederim” demeyi tercih edin.

Ödülü doğru seçmek

İnsanlar farklı şeylerle motive olurlar. Kimileri para ile motive olurken kimileri terfi ya da ekstra bir iltifatla tercih eder. Beklentilerinizin ötesine geçen başarıları ödüllendirmek, ekip arkadaşınız için hem anlamlı hem de yararlıdır. Birini ödüllendirirken o arkadaşınızı gerçekte neyin motive edeceğini bulmaya çalışın.

Beklemeyin

Bir ekip arkadaşınızı başarılı bir işin hemen ardından takdir etmek önemlidir. Takdirleri zamanında gerçekleştirmek arkadaşlarınızı ekibinizdeki her şeyi takip etmeye dikkat ettiğinizi ve gerçekten önemsediğinizi gösterir. Örneğin bir ekip arkadaşınız aylık raporları derlemenin daha etkili bir yolunu bulduğunu fark ettiğiniz anda bu çabayı takdir edin. Aksi takdirde ekip arkadaşınız başarılarının ve katkılarının önemsenmediğini düşünecektir.

Sizi Eyleme Geçirecek 3,5 Tutum Bilinci

1. Kendinize Ait Tutum Bilinciniz

Bencil olun. Önce kendi tutumunuzu ele alın. ” Başkalarına yardım etmeden önce kendi maskenizi sıkıca takın.” Aynı şey tutum içinde geçerlidir.

Bencil olun. Bunu kendiniz için yapın. Olumsuz biçimde değil, olumlu biçimde bencil olmalısınız. “Bu benim topum. topumu alıp eve gidiyorum.” diyemezsiniz. Bu olumsuz bencilliktir.

OLUMLU BENCİLLİK “Bunu başkası için yapıyorum çünkü bu kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyor,” demektir.

OLUMLU BENCİLLİK “Başkalarına yardım etmek istiyorum çünkü bu kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyor,” demektir.

OLUMLU BENCİLLİK “Okuyorum çünkü bu kendimi daha iyi hissetmemi ya da daha iyi davranışlar sergilememi sağlıyor,” demektir.

OLUMLU BENCİLLİK “Başkalarına en iyi şekilde davranan bir insan olabilmem için, sahip olabileceğim en iyi tutuma sahip olmak istiyorum,” demektir.

2. Başkalarına İlişkin Yaklaşım Bilinciniz

Bir kişiyi tanımlarken nasıl bir tutum alırsınız? Birisi size, “Bill hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorduğu zaman, o kişi hakkındaki fikrinizi olumsuz terimler mi – örneğin Bill’in yapamayacaklarından söz ederek mi- ya da Bill’in eksikliklerini anlatarak mı açıklarsınız?

Nadiren, söze başlarken güzel şeyler söylersiniz, fakat arkasından bir AMA gelir. Ve “ama”dan sonra kötü düşünceler sıralanır. “Harika biri ama çok içiyor.” İnsanlar kendilerini yüceltebilmek için başkalarını aşağılar. Bu, kişinin, kendi zihninde üçüncü şahıs sayesinde kendisine ilişkin kısıtlı bir imaj elde etmesi durumu olarak bilinir. “Ben Bill’den daha iyi olduğuma inanıyorum; bundan dolayı, Bill’,i küçümseyebilirim.”

3. Olaylara İlişkin Tutum Bilinciniz

Durumları ya da nesneleri tanımlarken nasıl bir tutum alırsınız?

Yıllardır elde ettiğiniz nesnelere şöyle bir bakın. İçlerinden kaç tanesi size uzun vadeli mutluluk getirdi? Ah, birçoğu kısa vadeli mutluluklar getirmiştir tabii, hatta size geçici bir coşku aşılamıştır, ama uzun vadeli mutluluk nesnelerden gelmez. Tutumdan gelir.

Eğer dikkatinizi nesnelere ve nesneleri elde etmeye odakladıysanız, bunları elde etmeye yönelik dürtüleriniz, iç dünyanızın ihtiyacı olan iyi alışkanlıkları elde etmeye yoğunlaşan insanlar onları elde etmek için kestirmeden gitmek ister ve kısa vadeli tatminler sağlayabilmek adına, uzun vadede işlerine yarayacak tutumlarını oluşturmaları için gerekli olan basamakları atlarlar.

İnternet bu karışıklığı büyüttü çünkü herhangi bir nesneyi birkaç saniye içinde  elde edebiliyorsunuz. Tatmin olmanız için mağazaya gitmenize gerek yok. Sadece  tıklıyor  ve satın alıyorsunuz. Sadece tıklayıp öğrenmeyi istemez miydiniz? Sadece tıklayıp daha iyi bir yaklaşıma sahip olmayı? tıklayıp başarılı olmayı? Tıklayıp içinizdeki potansiyeli kendinizi  tatmin edecek şekilde kullanmayı?

GERÇEK TIKLAMA: Olabilir. Şunu bilin ki, eğer aklınızı nesnelere takmak yerine her gün biraz okuyup çalışırsanız bir gün sadece tıklayarak tutumunuzu değiştirebilirsiniz. Ve elde etmeyi umduğunuz her şey birbirinin peşi sıra çıka gelir.

3,5. Dikkat Edin Ve Farkına Varın

Tutumunuz her gün sınanacaktır.

HAYATTA BAZI ŞEYLER OLUR: Hayatınız boyunca hastalıklar, ayrılıklar, kazalar, trafik sıkışıklığı, kötü hava şartları, reddedilmeler, yolunda gitmeyen işler, kaybedilen maçlar, yitirilen paralar, kavgalar zaman zaman sizi yere serebilir. Bunlar hiç beklemediğiniz bir anda olabilir.

İyi günde herkes iyi tutuma sahip olabilir. Harika bir günde herkes harika bir tutuma sahip olabilir. Kötü bir olayın hemen ertesinde, kötü bir zaman zarfında, ya da olan biten, kötü gün yaşıyormuşçasına algıladığınız bir sırada iyi ya da harika bir alabilirseniz, tutumunuz kararlığı ortaya çıkmış demektir.

İşler kötü gittiğinde, siz doğru olanı yapmalısınız.

İşler kötü gittiğinde siz iyi olmalısınız.

İşler olumsuz yönde seyrettiğinde, olumlu olmalısınız.

Hayat hayır dediği zaman siz EVET demelisiniz.

Her Zaman ABCDE Yöntemini Uygulayın

Bir işe girişmeden önce planlamaya ve öncelikleri belirlemeye ne kadar düşünsel yatırım yaparsanız o kadar önemli işler yapar ve onları o kadar çabuk tamamlarsınız.Göreviniz sizin için ne denli önemliyse, onu savsaklama konusunda da o denli motive olur ve kendinizi o denli işinize verirsiniz.

ABCDE Yöntemi her gün uygulayabileceğiniz etkili bir öncelik belirleme tekniğidir. O kadar basit ve etkilidir ki, tek başına sizi kendi sahanızdaki en üretken ve etkin insanlardan biri yapabilir.

Söz konusu tekniğin gücü basitliğinden gelir. İşleyişi şöyledir: Gelecek gün yapmanız gereken her şeyi içeren bir liste hazırlayın ve kağıt üzerinde düşünün.

Sonra, ilk işe girişmeden önce her maddeyi sınıflandırarak A, B, C, D veya E harflerinden biriyle işaretleyin.

“A” maddesi çok önemli olarak tanımlanır; yapmanız şart olan bir şeydir, aksi halde sonuçlarına katlanırsınız. Çok önemli bir müşteriyi ziyaret ya da patronunuzun gelecek yönetim kurulu toplantısında sunacağı bir raporun tamamlanması, bu sınıfa girebilir. Bu durumda sizin kurbağalarınız, söz konusu maddeler olacaktır.

Birden fazla “A” maddeniz var ise onları her birinin önüne A-1, A-2, A-3… yazarak önceliklerine göre sıralayınız. A-1 işiniz sizin en büyük ve en çirkin kurbağanızdır.

“B” maddesi yapmanız gereken bir şey olarak tanımlanır. Ancak bunun sonuçları daha az can alıcıdır. Bu nevi maddeler iş hayatanızda yavru kurbağalarıdır, yani onlardan birini yapmadığınız takdirde hoşnutsuzluk ya da rahatsızlığa sebep olabilirler. Ancak kesinlikle “A” maddeleri gibi asli değildirler. Önemsiz bir telefon mesajına cevap vermek ya da elektronik postanızı kontrol etmek tipik “B” sınıfı işlerdendir.

Kural, yapılamamış bir “A” işi dururken hiçbir “B” işine bakılmaması gerektiği yönündedir. Önünüzde koca bir kurbağa dururken dikkatinizi asla onun yavrusuna çevirmemelisiniz.

“C” sınıfı işlerse, yapılması hoş olan, ancak yapılması hiçbir şeyi değiştirmeyecek olan uğraşlardır. ” C” tipine, arkadaşlara telefon etmek, bir çalışma arkadaşıyla kahve içmek ya da yemek yemek, mesai saatlerinde kişisel meseleleri halletmek gibi konular girer. Bu tür etkinliklerin çalışma hayatına hiçbir etkisi yoktur.

“D” maddesi “başkasına devredilebilecek işler” diye tanımlanır. Kural, yalnızca sizin halledebileceğiniz “A” sınıfı işlere daha çok vakit ayırabilmeniz için başkasının yapabileceği her işi ona devretmenizi söyler.

“E” sınıfınıysa aslında hiçbir fark yaratmayacak, bu yüzden de hepten boş verilebilecek işler girer. Bunlar zamanlar belki önem arz etmiş olan ancak artık sizin ne de başkası için hiçbir anlam ifade etmeyen işlerdir. Genellikle alışkanlık icabı ya da zevk aldığınız için yapmayı sürdürdüğünüz uğraşlar bu sınıftadır.

Listenizi ABCDE Yöntemi’ni uyguladıktan sonra, tamamen organize ve önemli meseleleri hızla halletmeye hazırsınız demektir.

Ye O Kurbağayı” kitabından alıntıdır.

Başarı, Cesaret Sever

Başarı, Cesaret Sever

“Evet, biliyorum, arkadaşlarınızın artık düşmanınızmış gibi davranmaya başladıklarına inanıyorsunuz. Bakkalınız, çöpçünüz, rahibiniz, baldızınız ve hatta köpeğiniz bile kilo aldığınızı, etrafınıza olan eski ilginizi kaybettiğinizi, aklınızı kaçırdığınızı düşünüyor. Üstüne üstlük etrafınızdakilerin zamanlarının büyük çoğunluğunu paramparça olduğunuzu, işinizi kötü yaptığınızı, kendi kendinize zarar verdiğinizi söylemekle geçirdiklerine inanıyorsunuz. Ama emin olun hiç kimse aslında sizi düşünmüyor. Onlar sadece kendilerini düşünüyor; tıpkı sizin gibi.”

Bu cümleler “Rules for Aging” kitabının yazarı Roger Rosenblatt’a ait. Bu satırlara, “sahne ışığı etkisini” okurken rastladım. Sahne ışığı etkisi, diğer insanların görünüşünüze ve davranışlarınıza gerçekte olduğundan daha fazla önem verdiklerine inanma eğilimidir. Aslında diğer insanlar kendileriyle bizimle ilgilendiklerinden daha fazla ilgilenirler ama biz hâlâ bir partide söylediklerimiz hakkında ya da bir toplantıda taktığımız kravatın doğru seçim olup olmadığı konusunda takıntılıyızdır.Siz de sahne ışığı etkisinden muzdaripseniz size iyi bir haberim var. Araştırmalar, düşündüğümüzden çok daha az insanın gaflarımızın farkına vardığını, farkına varan biri varsa bile onları düşündüğümüzden çok daha az ve çok daha yumuşak yargıladığını ortaya koyuyor.

Bunu bilmek sizi rahatlatabilir. Çoğumuz hayallerimizin peşinden gitmekten korkarız. Bunun en önemli nedeni becerilerimizin yetersiz olduğunu düşünmemiz değil, başarısız olursak diğerlerinin hakkımızda düşüneceklerinden endişe duymamızdır. Başkalarının bizimle ilgili düşüncelerini o kadar çok önemsiyoruz ki, endişemiz hareketlerimizi engelleyen bir korku haline geliyor.

Bir işi yapmak için aslında sandığımızdan çok daha fazla olanağa sahip olsak da bazen kendimizi geri çekeriz, sınırı geçmeden kenarda dururuz çünkü harekete geçmek için cesaretimiz yoktur. Girişimcilerin ruhunda bulunan ve onları harekete geçiren en önemli özellik işte budur: cesaret.

Cesaret, hedeflerimizin peşinden gitmemizi sağlayan yaratıcı bir güçtür. Cesaret, düşüncelerimizi eyleme dönüştürmemizi ve hayatımızı geliştirmemizi sağlar. Bir işi yapmak için aslında sandığımızdan çok daha fazla olanağa sahip olsak da bazen kendimizi geri çekeriz, sınırı geçmeden kenarda dururuz çünkü harekete geçmek için cesaretimiz yoktur.

Korkularımız hayallerimizin çok uzaklarda olduğunu zannetmemize yol açar ve korkularımızı biraz bastırdığımızda ya da onlardan tamamen kurtulduğumuzda cesaret ortaya çıkar. İşte bu cesaretle daha önce mümkün olabileceğini düşünmediğimiz şeyleri yapabiliriz. Siz de korku hisseder elbette ama bu korkuyu daha az caydırıcı bir hale getirmek için çeşitli teknikler uygularlar. Bu tekniklerden biri korkuyu kendinizin yaratmış olduğunu ve sahne ışığı etkisi gibi nedenlerle olması gerektiğinden 10 kat daha büyük hal aldığını hatırlamaktır.