Loading...

Etiket: alışkanlık

İletişim Kuramayan Girişimcilerden Misiniz? 3 Adımda Bunu Aşın!

İletişim ağı kurma konusunda başarılı olacak kadar girişken ya da dışa dönük biri olmak konusunda umudunuzu mu yitirdiniz? Asla korkmayın, içine kapanık dostlarım. İşte size kendi benzersiz yeteneklerinizi kullanarak bağlantı kurmanızı sağlayacak 3 strateji.

Ben içine kapanık biriyim. Danışmanlık işim, büyük ölçüde iletişim ağı maharetime bağlı olarak gelişir ya da tükenir. On beş yıl önce, bu acı verici ikilem geceleri uykusuz kalmama neden oluyordu.

Washington D.C.’deki bir iletişim ağı organizasyonuna yazılmıştım ve beklentim de en az iletişim ağı kurmak kadar zarar vericiydi: Neden bahsedecektim? Tamamen yabancı olan insanlarla konuşmaya nasıl başlayacaktım? Ya herkes beni görmezden gelirse ne olacaktı? Organizasyon tarihi gelene kadar delirecek duruma gelmiştim.
Sevgili içine kapanık arkadaşlarım, işleri daha farklı bir şekilde yapmak mümkün. Başarılı bir şekilde iletişim ağı kurabilen insanlardan olmak için inanılmaz derecede dışa dönük insanlar olmamız gerekmiyor. Sadece farklı düşünmemiz gerekiyor.

1.Tanışma Toplantılarının Ötesinde Düşünün
İletişim ağı kurmanın özünde, ilişki yaratmak ve bunları devam ettirmek yatar. Tanışma toplantıları, uzun, düşünmek gereken bir sürecin sadece ilk adımında size yardımcı olur. Yeni bir isim öğrenirsiniz, yeni bir yüz size tanıdık gelmeye başlar ve böylece ilk bağlantıyı kurmuş olursunuz. Ancak kalabalık, gürültülü iletişim ağı kurma organizasyonlarında yapamayacağınız şey ise ilişkilerinizi derinleştirmektir.

Başarılı bir şekilde iletişim ağı kurmak istiyorsanız, tanışma toplantılarının ötesinde düşünmeniz gerekiyor. Aslında, tanışma toplantıları, şu anda geçirme izniniz olan endişe nöbetlerinin zayıflamasını tetikler: Onları es geçin! Bunun yerine, yeni bağlantılar oluşturmak için zaten başarılı olduğunuz alanları düşünün.

Belki de Java topluluğunuz ya da bölgesel içki grubunuzda çok başarılısınızdır. Belki de iyi başlangıçlar (ve arkadaşlar) sağlayacak yerel bir kurulda görev alıyorsunuzdur. Hangi alan olduğunun bir önemi yoktur. İlişki kurmak ise önemlidir. Bu nedenle de kendinizi rahat hissettiğiniz yerler arayın ve sonra da ilerleyin.

Eğer son derece içine kapanık biriyseniz, Quora gibi kalabalık online forumlarda liderlik rolü edinmeye çalışın. Belki de çalıştığınız sektörün bilgi takas merkezinde uzman bir blog yazarı ya da uzmanlığınız ile ilgili online bir forumda yönetici olabilirsiniz. Sadece seçtiğiniz alanın hareketli olduğundan ve sadece arkadaşlarınızla konuşmadığınızdan emin olun.

2. Niceliği Değil, Niteliği Düşünün
“26,000 tane LinkedIn kontağım var,” diye yazmış popüler bir iletişim ağı kurma kitabının yazarı. Bunu okudum ve şöyle düşündüm: Aman Tanrım! Eğer beklenilen buysa, en ufak bir şansım bile yok. Neyse ki, bu statüko değildir ve aynı zamanda etkili iletişim ağı kurmak da bu şekilde olmaz.

Bilim bize, yaklaşık 150 kişilik sosyal grupları devam ettirme eğilimi gösterdiğimizi söylüyor. Bu ilişkiler, bir insanın doğruluğuna, güvenilirliğine ya da uzmanlığına inandığınız için gelişen güven üzerine kurulur. İletişim ağınıza güvenmeniz gerekir ve bağlantılarınız da size güvenebileceklerini bilmelidirler. İşte gerçekten bu kadar basit.

Enerjinizi, Facebook üzerinde en fazla arkadaş sayısına ulaşmak için harcayacağınıza, düşünce tarzınızı değiştirin. Güvenilir olmaya odaklanın. Sözünüzü tutun. Taahhüt ettiğiniz şeyleri yerine getirin. Güvenilir, doğru bilgiler verin ve eğer bunu yapamıyorsanız, yapamadığınızı söyleyin.

Olmadığınız bir şey olmaya çalışmayın. İnsanları tanımaya çalışın ve onlara bir şeyler verin ki size değer versinler. Bu hareketlerin hepsi iletişim ağınızın niteliğini geliştirecektir.

3. Kendinizi Rahat Hissettiğiniz Alanın Dışına Çıkın – Ancak Mantık Alanınızın Dışına Çıkmayın
Benim kendimi rahat hissettiğim alan birinin kaya tırmanışını izlemektir. Kaya tırmanışında 12 metre tırmanmaya kalkıştığımda bu alandan çıkarım. Korkarım ancak korkudan taş kesilmem. Bunu başarıp, ölmeden geri döndüğümde coşkuyla dolarım. (Etkileyici olmaya çalışmıyorum; bu deneyimi yaşamak ve ölmemek gerek bir başarı elde etmiş gibi hissetmenize neden oluyor!) Ancak, serbest tırmanış – yukarıdaki bir noktadan ipe bağlı olmadan tırmanma – benim tamamen kontrolden çıkmama neden olabilir. Bu benim mantık alanımın fazlasıyla dışında yer alıyor ve saçmalayan, paramparça biri olmama neden olabilir.

İletişim ağı kurarken, kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışına çıkın. Sizi korkutan – ancak sizi felce uğratmayan – şeyler yapın.

Kendinize benzer insanlarla mı bağlantı kurmaya alışkınsınız? Sadece kendilerine benzeyen insanlardan oluşan bir iletişim ağı kurmak pek çok insanın ilkesidir; ancak öğrenmenize, sektör akımlarının üstünde kalmanıza, yeni fırsatları duymanıza ve yeni olasılıkları hayal etmenize yardımcı olmak için farklılaşmanız gerekir.

Sekiz sene önce, işletmemi yeni kurduğumda, danışman olmayan kişilerle iletişim ağı kurmam gerektiğini biliyordum. Deneyimlerine ve dürüstlüklerine derinden inandığım sekiz kişiden oluşan bir danışma kurulu oluşturdum. Başlangıçta onlara hayrandım ve saygı duyuyordum ancak onların yanında kendimi rahat hissetmiyordum. Seneler içinde, benim için yeni kapılar açtılar, kaynaklarla bağlantı içinde olmamı sağladılar hatta bana iş verdiler. Artık onları değerli arkadaşlarım olarak görüyorum ve onlara minnettarım.

Yani, içe kapanık dostlarım, hiç durmayın ve içinize kapanık olmaya devam edin. Kendinizi, olmadığınız biri olmaya zorlamayın. Ancak kendinizi, rahat hissettiğiniz alanın dışına çıkmaya zorlayın. Sizin işinize yarayacak yeni iletişim kurma yolları bulun. Ve nicelikten fazla niteliğe odaklanın.

Kaynak: Inc.Com / Maya Townsend

3 Adımda Kötü Alışkanlıklarınızdan Kurtulun!

Gece geç saatte televizyon kanalları arasında gezinip durmak, işleri ertelemek, akşam üstü şeker yemek. Bunların hepsi kendi başlarına kötü olmasalar da, doğru koşullar altında hızla kötü alışkanlıklar haline gelebilirler, diyor Güney California Üniversitesi (USC) dekanı ve psikoloji profesörü Wendy Wood.
“Davranışlarımızın yaklaşık %40’ını neredeyse günlük olarak tekrarlarız ve bunu genellikle aynı ortamlarda yaparız,” diyor Wendy Wood. “Aynı zamanlarda ve mekanlarda yemek yeme, aynı zaman ve mekanlarda egzersiz yapma ve işe gitme eğilimi gösteririz. Bu, çok fazla şeyi tekrarladığımız anlamına geliyor.”
İyi ya da kötü, alışkanlıklar hayatımıza istikrar getiriyor. Bir tür “koşullanmış öğrenme” oldukları için, aynı koşullar altında ve aynı ortamlarda belirli hareketleri tekrarladığımız zaman oluşuyorlar; işin özünde yinelenen işaretlere tepki veriyoruz.
“Alışkanlıklar oluştuğunda, sadece işaretlerini algılamamız bile otomatik olarak buna karşılık verme isteğini aklımıza getirir,” diyor Wood. “Örneğin, sabah ilk iş mutfağınıza girdiğinizde, muhtemelen kahve yapmayı düşünürsünüz. Mutfağınızda gördüğünüz işaretler ve sabah erken bir saat olması aklınıza kahve yapmayı getirir ve insanlar genellikle akıllarındaki fikri hayata geçirirler.”
Hedeflerimizle tutarlı oldukları için iyi alışkanlıklarımızı nadiren fark etsek de, kötü alışkanlıklarımızı fark etmek oldukça kolaydır çünkü onları yapmama kararı versek bile bunu gerçekleştirmek için fazlasıyla çaba sarf etmek zorunda kalırız.
“Bu nedenle de fazladan bir çörek yemenizin sağlığınız için zararlı olduğuna karar verdiyseniz bile, esasında bu konuda kararsızsınız demektir. Zihninizin alışkanlığa bağlı kısmı pastanenin yanından geçtiğinizde çörek satın almayı düşünür, yönelimsel kısmı ise artık çörek yememeye karar vermiştir,” diyor Wood.
Maalesef kötü bir alışkanlığınızı bir günde değiştiremezsiniz ancak bunu kolaylaştırmak için uygulayabileceğiniz üç adım var, diyor Wood:
Birinci Adım: İşaretleri ortadan kaldırın.
İnsanlar bazen tatildeyken sigarayı bırakmayı ya da yeni bir egzersiz rutinine yeni evlerine taşındıktan sonra başlamayı daha kolay bulurlar. Wood’a göre “Bunun nedeni de istemedikleri davranışlarını tekrarlamalarına neden olan eski işaretlerin artık olmamasıdır”.
Eğer ortamınızı değiştiremiyorsanız, o zaman rutin programınızı değiştirin. Örneğin, sorunun ortaya çıkmasına neden olan psstanenin yanından geçmekten kaçının ya da çöreklerin cazibesine yenik düşmemek için paranızı yanınıza almayın.
İkinci adım: Kötü alışkanlığınızın yerine koyabileceğiniz bir aktivite belirleyin.
Kötü alışkanlıkları ortadan kaldırmak, yeni, iyi yönelimler için yer açar, diyor Wood. Örneğin, abur cubur satın almak yerine, hayatınıza sağlıklı atıştırmalıklar dahil etmeye karar verebilir ve masanızda elma ya da kabuklu yemişler bulundurabilirsiniz.
“Kendini kontrol hakkında en son yapılan araştırmalar, hedeflerine ulaşmak konusunda gerçekten başarılı olan insanların kendileri ile gerilimli bir şekilde mücadele etmeyen insanlar olduğunu gösteriyor,” Wood’a göre. “Sağlıklı ya da üretken olmak konusunda stres yapmıyorlar. Bunun yerine, hayatlarını planlıyorlar bu şekilde de istenilen davranışlar otomatik bir hale geliyor ve alışkanlığa dönüşüyor.”
Üçüncü adım: Ortamsal işaretleri birleştirin.
“Yeni davranışın devamlı olmasını sağlamak için bu davranışı değişmeyen ortamlarda tekrarlayın, böylece o ortamlarda bulunduğunuzda bu alışkanlık otomatik olarak aklınıza gelir”, diyor Wood.
Eğer öğleden sonra 3’te enerjinizin düşmesi şeker isteğinizi tetikliyorsa, sağlıklı atıştırmanızı saklayın ve o zaman yiyin. Yeni davranışınız ve kötü alışkanlığınızı tetikleyen şeyin sırasını değiştirmek yeni iyi alışkanlığınızın oluşma ihtimalini düşürür çünkü ortamsal işaretlerin davranışlarımız üzerinde güçlü etkileri vardır.
USC’de yapılan bir araştırmada Wood ve ekibi, sinemadaki insanlara bayat ve taze patlamış mısır yedirmişler. Wood deneyin sonuçlarını şöyle yorumluyor:
“Herkes bayat patlamış mısırdan nefret etti ve ne kadar nefret ettiklerini yüzlerinden anlayabiliyorduk. Ancak film izlerken patlamış mısır yeme alışkanlığı olan insanlar mısırı yine de yediler”. “Bu, alışkanlıkların hayatlarımızı ne kadar çok etkilediğinin bir göstergesidir – bir yemekten nefret ettiğimizi söyleyebiliriz ancak alışkanlık nedeniyle yine de yemeye devam ederiz.”
Devam ettirin.
Kötü alışkanlıklarınızdan başarıyla kurtulmanın kilit noktası bu üç adımı tekrarlamaktır.
1960 yılında yazdığı klasik “Ruhsal Sibernetik, Hayatı Daha Dolu Yaşamak için Yeni Bir Yol” kitabında Dr. Maxwell Maltz, bir alışkanlığın oluşması için 21 gün gerektiğini söylemiş ancak Wood bunun bu kadar sıradan ve basit olmadığını söylüyor.
College London Üniversitesi’nde kısa süre önce yapılan bir araştırmada psikolog Pippa Lally, bazı davranışların 18 gün içinde alışkanlık haline gelirken bazılarının alışkanlık haline gelmesi için 200 günden fazla süre geçmesi gerektiğini bulmuş; ortalama ise 66 gün.
Bu da, uzun vadede alışkanlığınızın yerine geçirmek istediğiniz aktiviteyi yapmaya devam etmeniz, kendinize söz vermeniz ve bu sözü tutmanız gerektiği anlamına geliyor. “Bir alışkanlık geliştirmek için basit bir formül olsa harika olurdu,” diyor Wood. “Bu sürecin ne kadar süreceği ise, davranışın ne kadar karmaşık olduğu da dahil olmak üzere pek çok şeye bağlıdır.”
Kaynak: Stephanie Vozza / Fast Company

3 Adımda Kötü Alışkanlıklarınızdan Kurtulun!

Gece geç saatte televizyon kanalları arasında gezinip durmak, işleri ertelemek, akşam üstü şeker yemek. Bunların hepsi kendi başlarına kötü olmasalar da, doğru koşullar altında hızla kötü alışkanlıklar haline gelebilirler, diyor Güney California Üniversitesi (USC) dekanı ve psikoloji profesörü Wendy Wood.

“Davranışlarımızın yaklaşık %40’ını neredeyse günlük olarak tekrarlarız ve bunu genellikle aynı ortamlarda yaparız,” diyor Wendy Wood. “Aynı zamanlarda ve mekanlarda yemek yeme, aynı zaman ve mekanlarda egzersiz yapma ve işe gitme eğilimi gösteririz. Bu, çok fazla şeyi tekrarladığımız anlamına geliyor.”

İyi ya da kötü, alışkanlıklar hayatımıza istikrar getiriyor. Bir tür “koşullanmış öğrenme” oldukları için, aynı koşullar altında ve aynı ortamlarda belirli hareketleri tekrarladığımız zaman oluşuyorlar; işin özünde yinelenen işaretlere tepki veriyoruz.

“Alışkanlıklar oluştuğunda, sadece işaretlerini algılamamız bile otomatik olarak buna karşılık verme isteğini aklımıza getirir,” diyor Wood. “Örneğin, sabah ilk iş mutfağınıza girdiğinizde, muhtemelen kahve yapmayı düşünürsünüz. Mutfağınızda gördüğünüz işaretler ve sabah erken bir saat olması aklınıza kahve yapmayı getirir ve insanlar genellikle akıllarındaki fikri hayata geçirirler.”

Hedeflerimizle tutarlı oldukları için iyi alışkanlıklarımızı nadiren fark etsek de, kötü alışkanlıklarımızı fark etmek oldukça kolaydır çünkü onları yapmama kararı versek bile bunu gerçekleştirmek için fazlasıyla çaba sarf etmek zorunda kalırız.

“Bu nedenle de fazladan bir çörek yemenizin sağlığınız için zararlı olduğuna karar verdiyseniz bile, esasında bu konuda kararsızsınız demektir. Zihninizin alışkanlığa bağlı kısmı pastanenin yanından geçtiğinizde çörek satın almayı düşünür, yönelimsel kısmı ise artık çörek yememeye karar vermiştir,” diyor Wood.

Maalesef kötü bir alışkanlığınızı bir günde değiştiremezsiniz ancak bunu kolaylaştırmak için uygulayabileceğiniz üç adım var, diyor Wood:

Birinci Adım: İşaretleri ortadan kaldırın.

İnsanlar bazen tatildeyken sigarayı bırakmayı ya da yeni bir egzersiz rutinine yeni evlerine taşındıktan sonra başlamayı daha kolay bulurlar. Wood’a göre “Bunun nedeni de istemedikleri davranışlarını tekrarlamalarına neden olan eski işaretlerin artık olmamasıdır”.

Eğer ortamınızı değiştiremiyorsanız, o zaman rutin programınızı değiştirin. Örneğin, sorunun ortaya çıkmasına neden olan psstanenin yanından geçmekten kaçının ya da çöreklerin cazibesine yenik düşmemek için paranızı yanınıza almayın.

İkinci adım: Kötü alışkanlığınızın yerine koyabileceğiniz bir aktivite belirleyin.

Kötü alışkanlıkları ortadan kaldırmak, yeni, iyi yönelimler için yer açar, diyor Wood. Örneğin, abur cubur satın almak yerine, hayatınıza sağlıklı atıştırmalıklar dahil etmeye karar verebilir ve masanızda elma ya da kabuklu yemişler bulundurabilirsiniz.

“Kendini kontrol hakkında en son yapılan araştırmalar, hedeflerine ulaşmak konusunda gerçekten başarılı olan insanların kendileri ile gerilimli bir şekilde mücadele etmeyen insanlar olduğunu gösteriyor,” Wood’a göre. “Sağlıklı ya da üretken olmak konusunda stres yapmıyorlar. Bunun yerine, hayatlarını planlıyorlar bu şekilde de istenilen davranışlar otomatik bir hale geliyor ve alışkanlığa dönüşüyor.”

Üçüncü adım: Ortamsal işaretleri birleştirin.

“Yeni davranışın devamlı olmasını sağlamak için bu davranışı değişmeyen ortamlarda tekrarlayın, böylece o ortamlarda bulunduğunuzda bu alışkanlık otomatik olarak aklınıza gelir”, diyor Wood.

Eğer öğleden sonra 3’te enerjinizin düşmesi şeker isteğinizi tetikliyorsa, sağlıklı atıştırmanızı saklayın ve o zaman yiyin. Yeni davranışınız ve kötü alışkanlığınızı tetikleyen şeyin sırasını değiştirmek yeni iyi alışkanlığınızın oluşma ihtimalini düşürür çünkü ortamsal işaretlerin davranışlarımız üzerinde güçlü etkileri vardır.

USC’de yapılan bir araştırmada Wood ve ekibi, sinemadaki insanlara bayat ve taze patlamış mısır yedirmişler. Wood deneyin sonuçlarını şöyle yorumluyor:

“Herkes bayat patlamış mısırdan nefret etti ve ne kadar nefret ettiklerini yüzlerinden anlayabiliyorduk. Ancak film izlerken patlamış mısır yeme alışkanlığı olan insanlar mısırı yine de yediler”. “Bu, alışkanlıkların hayatlarımızı ne kadar çok etkilediğinin bir göstergesidir – bir yemekten nefret ettiğimizi söyleyebiliriz ancak alışkanlık nedeniyle yine de yemeye devam ederiz.”

Devam ettirin.

Kötü alışkanlıklarınızdan başarıyla kurtulmanın kilit noktası bu üç adımı tekrarlamaktır.

1960 yılında yazdığı klasik “Ruhsal Sibernetik, Hayatı Daha Dolu Yaşamak için Yeni Bir Yol” kitabında Dr. Maxwell Maltz, bir alışkanlığın oluşması için 21 gün gerektiğini söylemiş ancak Wood bunun bu kadar sıradan ve basit olmadığını söylüyor.

College London Üniversitesi’nde kısa süre önce yapılan bir araştırmada psikolog Pippa Lally, bazı davranışların 18 gün içinde alışkanlık haline gelirken bazılarının alışkanlık haline gelmesi için 200 günden fazla süre geçmesi gerektiğini bulmuş; ortalama ise 66 gün.

Bu da, uzun vadede alışkanlığınızın yerine geçirmek istediğiniz aktiviteyi yapmaya devam etmeniz, kendinize söz vermeniz ve bu sözü tutmanız gerektiği anlamına geliyor. “Bir alışkanlık geliştirmek için basit bir formül olsa harika olurdu,” diyor Wood. “Bu sürecin ne kadar süreceği ise, davranışın ne kadar karmaşık olduğu da dahil olmak üzere pek çok şeye bağlıdır.”

Kaynak: Stephanie Vozza / Fast Company

Mükemmel bir Ekip oluşturmanın 5 püf noktası !

Doğru iş ortağı bulmak doğru eşi bulmak gibi!

İş ortaklığı romantik ilişkilere benzer, aldatıcı olabilir ve istatistiksel olarak başarısızlığa uğrama ihtimali daha yüksektir. Sağlıklı ve fonksiyonel bir iş ortaklığı yürütebilmek hem daha büyük bir başarıya ulaşmanızı sağlar hem de kendi başınıza yapabileceğinizden çok daha hızlı sonuç alırsınız. Peki, Titanic gibi hızla batmak yerine bir sonraki seviyeye ulaştırmanızı sağlayacak ortağınızı nasıl seçebilirsiniz?

Benzer iş alışkanlıkları

Ortaklıkta eşitlik önemlidir, özellikle de konu çalışma alışkanlıklarına geldiğinde… Çalışma saatlerini, beklentileri ve sorumlulukları yolun başında belirlemek ortaklardan birinin bir gün aniden patlama olasılığını azaltmaya yardımcı olacaktır.

Finansal ve duygusal istikrar

Önemsiz gibi görünebilir fakat birlikte iş yapacağınız kişinin finansal durumunu kesinlikle bilmeniz gerekmektedir. Karşınızdakinin işe başlar başlamaz paraya ihtiyacı olup olmayacağını ya da ne kadar süre finansal problem yaşamadan işe devam edebileceğini öğrenin. Düzenli bir finansal durum, hızlı kazançlardan ziyade uzun vadeli başarılar için fedakârlık yapılabilmesine olanak sağlar.

iş ortağı aynı zamanda duygusal olarak stabil olması önemlidir. Bu kişiyle çok fazla vakit geçireceksiniz ve bu durumu tolere edebiliyor olmalısınız.

Tamamlayıcı yetenekler

Asla tıpatıp size benzeyen bir iş ortağı seçmeyin. İş ortağınızın yetenekleri sizi tamamlayıcı olmalıdır, sizin yeteneklerinizi ikiye katlayıcı değil. Büyük hedef, takım olarak yapabileceklerinizi genişletebilen yetenekte ve deneyimde olan birini bulabilmek olmalıdır.

Benzer vizyon

İşin başlangıcında uzun vadeli hedeflerinizin neler olacağı ile ilgili aynı fikirde olmak kolay olabilir fakat şirketiniz için gelecekte çizdiğiniz vizyon ile partnerinizin ideallerinin aynı olduğundan emin olmalısınız.

Güven

Her iyi ilişki temel olarak güvene dayalıdır fakat işin içine cüzdanlarınız girdiğinde bu durum biraz daha komplike ve aldatıcı olabilir. Eğer ortağınıza kimlik numaranızı söylerken ya da evinizin anahtarını verirken güvenemeyecekseniz yolları şimdiden ayırmanızda fayda var.

Sosyal Medyada Ne Zaman Paylaşım Yapmalı?

Markalar sosyal medyada paylaştıkları içerikler sayesinde daha fazla etkileşim elde emek, daha fazla takipçiye ulaşmak için yayın yaptığı mecra kullanıcılarının aktif olma sürelerine bağlı olarak stratejilerini geliştirmeli ve içeriklerini bu doğrultuda paylaşmalı.

Özellikle sosyal medya pazarlaması ile ürününü veya hizmetlerini tanıtan markalar için oldukça önemli olan sosyal medyada aktif zaman dilimlerine dair Social Marketing Writing’in, Facebook, Twitter, LinkedIn ve Pinterest gibi popüler mecralar özelinde hazırladığı infografiğe göre; kullanıcılar Google+’ta sabah 09:00-11:00 arası, Pinterest’te ise günün ilk saatleri aktif oluyorlar. Diğer bir yandan en uygun içerik yayınlama zamanlarının Facebook’ta 13:00-14:00 arası, Twitter’da 13:00-15:00 arası ve Linkedin’de ise 17:00-18:00 olduğu belirtilmiş.

Sosyal mecralarda en aktif olunan saatler dışında en aktif günlerin de yer aldığı infografikte, Twitter’da Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günü en çok zaman geçirilirken, Facebook’ta ise Çarşamba günü olduğu görülüyor.

İnfografikte yer alan tüm detaylara bağlı olarak internet kullanıcılarının mesaiye başlamadan ve mesai bitmeden önce Linkedin’de zaman geçirdiklerini, gün içerisinde yoğun olarak Facebook’ta ve Twitter’da zaman geçirdiklerini, markalar için sabah saat 08:00’e kadar içerik paylaşımları için uygun zaman olmadığını söyleyebiliriz.

İnfografikte öne çıkan diğer bilgiler ise şu şekilde: