Loading...

Kategori: Kişisel Gelişim

Her Zaman ABCDE Yöntemini Uygulayın

Bir işe girişmeden önce planlamaya ve öncelikleri belirlemeye ne kadar düşünsel yatırım yaparsanız o kadar önemli işler yapar ve onları o kadar çabuk tamamlarsınız.Göreviniz sizin için ne denli önemliyse, onu savsaklama konusunda da o denli motive olur ve kendinizi o denli işinize verirsiniz.

ABCDE Yöntemi her gün uygulayabileceğiniz etkili bir öncelik belirleme tekniğidir. O kadar basit ve etkilidir ki, tek başına sizi kendi sahanızdaki en üretken ve etkin insanlardan biri yapabilir.

Söz konusu tekniğin gücü basitliğinden gelir. İşleyişi şöyledir: Gelecek gün yapmanız gereken her şeyi içeren bir liste hazırlayın ve kağıt üzerinde düşünün.

Sonra, ilk işe girişmeden önce her maddeyi sınıflandırarak A, B, C, D veya E harflerinden biriyle işaretleyin.

“A” maddesi çok önemli olarak tanımlanır; yapmanız şart olan bir şeydir, aksi halde sonuçlarına katlanırsınız. Çok önemli bir müşteriyi ziyaret ya da patronunuzun gelecek yönetim kurulu toplantısında sunacağı bir raporun tamamlanması, bu sınıfa girebilir. Bu durumda sizin kurbağalarınız, söz konusu maddeler olacaktır.

Birden fazla “A” maddeniz var ise onları her birinin önüne A-1, A-2, A-3… yazarak önceliklerine göre sıralayınız. A-1 işiniz sizin en büyük ve en çirkin kurbağanızdır.

“B” maddesi yapmanız gereken bir şey olarak tanımlanır. Ancak bunun sonuçları daha az can alıcıdır. Bu nevi maddeler iş hayatanızda yavru kurbağalarıdır, yani onlardan birini yapmadığınız takdirde hoşnutsuzluk ya da rahatsızlığa sebep olabilirler. Ancak kesinlikle “A” maddeleri gibi asli değildirler. Önemsiz bir telefon mesajına cevap vermek ya da elektronik postanızı kontrol etmek tipik “B” sınıfı işlerdendir.

Kural, yapılamamış bir “A” işi dururken hiçbir “B” işine bakılmaması gerektiği yönündedir. Önünüzde koca bir kurbağa dururken dikkatinizi asla onun yavrusuna çevirmemelisiniz.

“C” sınıfı işlerse, yapılması hoş olan, ancak yapılması hiçbir şeyi değiştirmeyecek olan uğraşlardır. ” C” tipine, arkadaşlara telefon etmek, bir çalışma arkadaşıyla kahve içmek ya da yemek yemek, mesai saatlerinde kişisel meseleleri halletmek gibi konular girer. Bu tür etkinliklerin çalışma hayatına hiçbir etkisi yoktur.

“D” maddesi “başkasına devredilebilecek işler” diye tanımlanır. Kural, yalnızca sizin halledebileceğiniz “A” sınıfı işlere daha çok vakit ayırabilmeniz için başkasının yapabileceği her işi ona devretmenizi söyler.

“E” sınıfınıysa aslında hiçbir fark yaratmayacak, bu yüzden de hepten boş verilebilecek işler girer. Bunlar zamanlar belki önem arz etmiş olan ancak artık sizin ne de başkası için hiçbir anlam ifade etmeyen işlerdir. Genellikle alışkanlık icabı ya da zevk aldığınız için yapmayı sürdürdüğünüz uğraşlar bu sınıftadır.

Listenizi ABCDE Yöntemi’ni uyguladıktan sonra, tamamen organize ve önemli meseleleri hızla halletmeye hazırsınız demektir.

Ye O Kurbağayı” kitabından alıntıdır.

Başarılı Olmak İsteyenlere 30 Tavsiye

1. Başlamak işin en zor kısmıdır.

2. Şüphe duymak, hata yapmaktan çok daha fazla hayali öldürür.

3. İşinde iyi olana para ödenir.

4. Kâğıtların değil hayallerin peşine düşün.

5. Birlikte olmaktan hoşlandığınız insanlarla çalışın. Başka türlü neden kendi işinin patronu olmak isteyesin ki?

6. Başkalarıyla birlikte kendi başına gidebildiğinden çok daha uzağa gidersin.

7. Saçmalıklarla boşa vakit kaybetme… (Onlardan çok var)

8. Pozitiflik bulaşıcıdır, çevreni mutlu insanlarla doldur.

9. Az konuş, çok iş yap.

10. Vizyon konusunda inatçı, detaylar konusunda esnek ol.

11. İnsanların istediği şeyi yapmak, insanların istemesini sağlamaktan çok daha eğlencelidir.

12. Müşterilerin değil ortakların peşine düş.

13. “Neden” sorusuyla başla.

14. Öğrenmekten asla vazgeçme.

15. Herkesin bir amacı vardır, seninkini bul ve işini onun etrafında inşa et.

16. Hayranlık duyduğun insanlarla yaklaş, seni şaşırtabilirler.

17. İyi tasarımın gücünü asla hafife alma.

18. Olay her zaman insanlarla ilgilidir.

19. Ne yaptığın ne söylediğinden çok daha önemlidir.

20. Hayır demek uzmanlaşman gereken bir beceridir.

21. Müşteriler senin çözümünle değil kendi problemleri ile ilgilenir.

22. Eğer risk alacaksan yalnızca kendine karşı dürüst olmalısın.

23. Negatif insanlar zehir gibidir, olabildiğince onlardan sakınmalısın.

24. Kendi şansını kendin yaratırsın.

25. En azından sevimli bir fikir/ürün geliştir.

26. Daha sıkı değil daha akıllı çalış. (Nerede durman gerektiğini bil)

27. İş ilk giren insan değilsin, diğerlerinin tecrübelerinden öğren.

28. En kötü senaryoyu planla. (Senin düşündüğün kadar kötü olmayabilir)

29. Bazen ne zaman kalkıp gideceğini bilmen gerekir. Ve son olarak

30 DÜŞÜNME SADECE YAP!…

Başarı, Cesaret Sever

Başarı, Cesaret Sever

“Evet, biliyorum, arkadaşlarınızın artık düşmanınızmış gibi davranmaya başladıklarına inanıyorsunuz. Bakkalınız, çöpçünüz, rahibiniz, baldızınız ve hatta köpeğiniz bile kilo aldığınızı, etrafınıza olan eski ilginizi kaybettiğinizi, aklınızı kaçırdığınızı düşünüyor. Üstüne üstlük etrafınızdakilerin zamanlarının büyük çoğunluğunu paramparça olduğunuzu, işinizi kötü yaptığınızı, kendi kendinize zarar verdiğinizi söylemekle geçirdiklerine inanıyorsunuz. Ama emin olun hiç kimse aslında sizi düşünmüyor. Onlar sadece kendilerini düşünüyor; tıpkı sizin gibi.”

Bu cümleler “Rules for Aging” kitabının yazarı Roger Rosenblatt’a ait. Bu satırlara, “sahne ışığı etkisini” okurken rastladım. Sahne ışığı etkisi, diğer insanların görünüşünüze ve davranışlarınıza gerçekte olduğundan daha fazla önem verdiklerine inanma eğilimidir. Aslında diğer insanlar kendileriyle bizimle ilgilendiklerinden daha fazla ilgilenirler ama biz hâlâ bir partide söylediklerimiz hakkında ya da bir toplantıda taktığımız kravatın doğru seçim olup olmadığı konusunda takıntılıyızdır.Siz de sahne ışığı etkisinden muzdaripseniz size iyi bir haberim var. Araştırmalar, düşündüğümüzden çok daha az insanın gaflarımızın farkına vardığını, farkına varan biri varsa bile onları düşündüğümüzden çok daha az ve çok daha yumuşak yargıladığını ortaya koyuyor.

Bunu bilmek sizi rahatlatabilir. Çoğumuz hayallerimizin peşinden gitmekten korkarız. Bunun en önemli nedeni becerilerimizin yetersiz olduğunu düşünmemiz değil, başarısız olursak diğerlerinin hakkımızda düşüneceklerinden endişe duymamızdır. Başkalarının bizimle ilgili düşüncelerini o kadar çok önemsiyoruz ki, endişemiz hareketlerimizi engelleyen bir korku haline geliyor.

Bir işi yapmak için aslında sandığımızdan çok daha fazla olanağa sahip olsak da bazen kendimizi geri çekeriz, sınırı geçmeden kenarda dururuz çünkü harekete geçmek için cesaretimiz yoktur. Girişimcilerin ruhunda bulunan ve onları harekete geçiren en önemli özellik işte budur: cesaret.

Cesaret, hedeflerimizin peşinden gitmemizi sağlayan yaratıcı bir güçtür. Cesaret, düşüncelerimizi eyleme dönüştürmemizi ve hayatımızı geliştirmemizi sağlar. Bir işi yapmak için aslında sandığımızdan çok daha fazla olanağa sahip olsak da bazen kendimizi geri çekeriz, sınırı geçmeden kenarda dururuz çünkü harekete geçmek için cesaretimiz yoktur.

Korkularımız hayallerimizin çok uzaklarda olduğunu zannetmemize yol açar ve korkularımızı biraz bastırdığımızda ya da onlardan tamamen kurtulduğumuzda cesaret ortaya çıkar. İşte bu cesaretle daha önce mümkün olabileceğini düşünmediğimiz şeyleri yapabiliriz. Siz de korku hisseder elbette ama bu korkuyu daha az caydırıcı bir hale getirmek için çeşitli teknikler uygularlar. Bu tekniklerden biri korkuyu kendinizin yaratmış olduğunu ve sahne ışığı etkisi gibi nedenlerle olması gerektiğinden 10 kat daha büyük hal aldığını hatırlamaktır.

Sosyal Medyada Ne Zaman Paylaşım Yapmalı?

Markalar sosyal medyada paylaştıkları içerikler sayesinde daha fazla etkileşim elde emek, daha fazla takipçiye ulaşmak için yayın yaptığı mecra kullanıcılarının aktif olma sürelerine bağlı olarak stratejilerini geliştirmeli ve içeriklerini bu doğrultuda paylaşmalı.

Özellikle sosyal medya pazarlaması ile ürününü veya hizmetlerini tanıtan markalar için oldukça önemli olan sosyal medyada aktif zaman dilimlerine dair Social Marketing Writing’in, Facebook, Twitter, LinkedIn ve Pinterest gibi popüler mecralar özelinde hazırladığı infografiğe göre; kullanıcılar Google+’ta sabah 09:00-11:00 arası, Pinterest’te ise günün ilk saatleri aktif oluyorlar. Diğer bir yandan en uygun içerik yayınlama zamanlarının Facebook’ta 13:00-14:00 arası, Twitter’da 13:00-15:00 arası ve Linkedin’de ise 17:00-18:00 olduğu belirtilmiş.

Sosyal mecralarda en aktif olunan saatler dışında en aktif günlerin de yer aldığı infografikte, Twitter’da Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günü en çok zaman geçirilirken, Facebook’ta ise Çarşamba günü olduğu görülüyor.

İnfografikte yer alan tüm detaylara bağlı olarak internet kullanıcılarının mesaiye başlamadan ve mesai bitmeden önce Linkedin’de zaman geçirdiklerini, gün içerisinde yoğun olarak Facebook’ta ve Twitter’da zaman geçirdiklerini, markalar için sabah saat 08:00’e kadar içerik paylaşımları için uygun zaman olmadığını söyleyebiliriz.

İnfografikte öne çıkan diğer bilgiler ise şu şekilde:

Etkileyici Bir Sunum Nasıl Hazırlanır?

Gittiğiniz seminerlerde biraz gözlem yaptıysanız sunum yapmanın ne kadar zor bir iş olduğunu fark etmişsinizdir. Bazı konuşmacıların 5 dakikalık konuşmaları, sanki 1 saatmiş gibi sürerken, kimi katılımcılar 20 dakikalık konuşmalarında tüm dikkatleri üstlerinde toplayıp sanki 4-5 dakika konuşmuşlar gibi sunumlarını tamamlayabiliyorlar. İşte bu farkı yaratan nokta, kişinin hazırladığı sunumun kalitesine ve içeriğine göre değişiklik gösterebiliyor.

Eğer bir topluluğun karşısında konuşuyor ve onların ilgisini çekemiyorsanız, ne kadar büyük bir şirketin yöneticisi olduğunuz ya da yaptığınız işte ne kadar başarılı olduğunuzun çok da bir önemi kalmıyor; çünkü dikkati dağılan ve sıkılmış bir izleyicinin duymak istediği ve merakla beklediği cümle “sunumumun sonuna geldim, teşekkür ederim” olacak. Durum böyle olduğunda da siz anlatmak ve vermek istediğiniz bilgileri iyi bir şekilde aktaramamış olacaksınız.

Eğer bir girişimciyseniz, sunumlarınız sizin için çok daha önemli bir hal alıyor. Yatırım almak için bir şirketle ya da melek yatırımcıyla görüşmeye gittiğinizde 5-10 dakikalık bir sunum ile yaptığınız veya yapmak istediğiniz işi mümkün olduğunca iyi bir şekilde anlatıp, size yatırım yapmasını istediğiniz kişinin tüm ilgisini çekmeniz gerekiyor. Bu yüzden de yaptığınız sunumun etkili ve ilginç olması gerekiyor.

Görselliğin ön plana çıktığı bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden iyi bir görünüme sahip olan sunum karşı tarafın ilgisini çekecektir. İyi bir görünümden kastım ise temiz, derli toplu, çok fazla detayla kafa karıştırmayan ve rahat takip edilebilen bir sunum.

Sunumunuzu hazırlarken ilk başta kullanacağınız yazı fontlarına dikkat etmenizde yarar var. Karışık ve zor okunan yazı fontları sunumunuzu takip etmeyi zorlaştırabilir. Mümkün olduğunca sade yazı tipleri kullanmak ve italic yazı tipinden kaçınmanız okumayı kolaylaştırır. Kalın veya düz yazı tipi sunumlar sırasında daha rahat okunduğu için daha çok tercih edilir. Eğer bir kelimeye ve söz öbeğine vurgu yapmanız gerekiyorsa, yazının altını çizmektense farklı ve dikkat çekici bir renk kullanmanız daha faydalı olur.

Sunumunuzun arka fonunda gözün rahatlıkla algılayabileyeceği açık tonlar kullanmaya özen gösterin. Açık renkli arka fonun üzerine koyu bir yazı rengi ile, içeriğinizi ön plana çıkartabilirsiniz. Arka fonda koyu renk kullanmak, markanızın renklerini ortaya koymak için etkin bir yöntem olabilir. Tabii ki arka fonunuzu koyu bir renk seçtiyseniz, yazı renginizi de bu renkle kontrast oluşturacak açık bir renk olmalı. Sunumunuz boyunca seçtiğiniz arka fon ve yazı rengi kullanmanız, sunumun genelinde bir bütünlük oluşmasını sağlar.

Sunumunuzu hazırlarken dikkat etmeniz gereken bir diğer önemli nokta ise, çok fazla slide animasyonundan kaçınmak olmalı. Slide içinde çok fazla animasyon kullanmanız, karşı tarafın dikkatinin dağılmasına sebep olabilir. İzleyicilerin bir yandan sizi dinlerlerken, bir yandan da arkadaki sunumda uçan, kaybolan ya da patlayıp, sağa sola kayan yazıları takip etmekte güçlük çekebileceklerini unutmayın.

Hazırladığınız sunumun uzunluğunu da iyi ayarlamanız gerekiyor. 5 dakikalık bir konuşma sırasında 50 sayfalık sunum göstermeye çalışmak, karşı tarafın tamamen konuşmadan kopmasına sebep olabilir. Mümkün olduğunca az slide kullanıp, konuşmanız haricinde bilgilere yer vermeniz ve gerektiği takdirde slidelara başvurmanız, sunumunuzu daha etkin kılabilir.

Sunum nasıl yapılır
Sunumunuzun başında eğer varsa şirketinizi tanıtan 1-2 dakikalık kısa bir video kullanmak karşı tarafın dikkatini çekecek; çünkü video ile hazırlanmış bir görsel sunum, işinize verdiğiniz değeri ve harcadığınız emeği karşı tarafa gösterir. Bunun yanında sunumunuzun içinde veriler paylaşıyorsanız bunları tablo ve grafikler halinde paylaşmak da etkili bir yöntem olarak düşünülebilir. Bu tablolarda, en önemli verileri mümkün olduğunca sade bir şekilde vermeye çalışın.

Sunumunuzu herhangi bir bilgisayarda çalışabilecek şekilde hazırlamanız da önem taşıyor. Ayrıca sunumunuzu yansıtırken kullanılan ekipmanların hepsinde çözünürlük oranı farklı olacağı için, kullandığınız renklerin seçimini de bu unsurları göz önünde bulundurarak yapmanız, sizin için etkili olacaktır. Sunumunuzu birkaç farklı ekranda test etmek, sizi konuşmanız sırasında okunmayan yazılar ya da çok karanlık arka fon ve resimlerin açıklamasını yapmaktan kurtarabilir.

Sunumunuzu yapmadan önce prova yapmayı ihmal etmeyin. Kafanızdaki ses, “işime hakimim, ne olacak ki çıkıp konuşacağım orada” diyebilir; ama topluluğun karşısına çıktığınızda heyecanlanıp, konuşmanızı unutabilir ya da tutuk bir şekilde konuşabilirsiniz. Bu tip durumlara hazırlıklı olmak ve sunum sırasında telaşa kapılmamak için ayna önünde prova yapmak iyi bir alternatif olabilir. Eğer ayna karşısında çalışmak size bir şey ifade etmiyorsa, iş arkadaşlarınız ve ekibinizin karşısında bu sunumu yapmak da size gerekli güveni sağlayacak.

Sunumunuzu tamamlamadan önce mutlaka kontrol edin. Gramer hataları ya da eksik notlar olabilir. Eğer video veya başka görselleri eklediyseniz, onların sunumun içinde yer alıp almadığını mutlaka önceden kontrol edin.

Sunumda hangi konulardan bahsetmelisiniz?

Sunumunuzun başında, kısa bir şekilde kendinizi tanıtmak ve hangi konu hakkında konuşacağınızı söylemek karşı taraf için yeterli olur. Şirketinizin daha önce neler yaptığı, sizin hangi liseye ya da üniversiteye gittiğiniz karşı tarafı ilgilendirmiyor. Eğer size soru olarak yöneltilirse, bu konulara o zaman değinin.

Eğer yatırım almak için bir sunum yapıyorsanız, hangi pazara hitap ettiğinizi, ne gibi imkanlar sunacağınızı ve nasıl bir kazanç ya da çözüm sunduğunuzdan bahsedin. Rekabetin ve talebin çok olduğu bir alanda hizmet veriyorsanız, farklı olmanız gerekiyor. Karşı tarafa neler sunacağınız, diğer şirketlerden ne gibi farkınız var bunları ortaya koymaya çalışın. Çarpıcı ve gerçekçi cümlelerle işinizden bahsedin. İçi boş hayaller ve gerçek olmayan veriler sadece sizin kurumsal kimliğinize zarar verecektir. Yaptığınız sunumda, kendinize olan güveniniz tam bir şekilde sunum yaptığınız kişilerin karşısına çıkın.

Yatırım yapacak kişiler, sizin işi nasıl yapacağınızdan çok, sizin projenizin ne gibi getirileri olabileceğiyle ilgilenecekleri için onlara ilk etapta iş planınızdan bahsetmeyin. Bu projenin ne gibi avantajlar sağlayacağından, hitap edecek pazarın büyüklüğünden ve pastadan alabileceğiniz payın ne kadar olduğundan bahsederek karşı tarafın ilgisini çekmek iyi bir başlangıç olabilir. Sonrasında da bu işi nasıl yapacağınızdan bahsedebilir ve sunumunuzun sonunda iletişim bilgilerinizi paylaşarak konuşmanızı tamamlayabilirsiniz.

Sunum sırasında dikkat etmeniz gereken noktalar neler?

sunum nasıl yapılırSunum sırasında biraz heyecanlı olmak kötü bir şey değil. Aksine heyecanlı olmanız, bu sunumu yapmaktan keyif aldığınızı da gösterir. Sunumunuz sırasında gülümsemeyi de ihmal etmeyin. Kimse asık suratlı birini dinlerken heyecan duymaz ve o kişiyi takip etmekte zorlanır.

Mümkün olduğunca dinleyiciye odaklanmaya ve onlarla göz teması kurmaya özen gösterin. Böylelikle dinleyiciyle daha yakın bir ilişki kurmuş olursunuz ve onları sunumunuzun içine dahil edersiniz. Üniversitedeyken tek dersini bile kaçırmadığım iki hocam oldu ve bunun tek sebebi dünyanın en sıkıcı konularını, dünyanın en keyifli tiyatro gösterisiymiş gibi öğrencileri de konunun içine dahil ederek anlatarak yapmalarıydı. Eğer iyi bir konuşmacıysanız anlattığınız konunun ne olduğu çok önemli olmayacak ve dinleyiciler kendiliğinden sizi takip etmeye başlayacaklar.

Eğer dünyanın en sıkıcı sunumunu yapmak istiyorsanız, konuşmanızı hazırladığınız slidelardan okuyarak yapın. Böylelikle okuma yazma bilmeyenler de sunumunuzda yazanları öğrenebilirler. Hazırladığınız sunumdaki bilgiler, sizin söyleyeceklerinizin dışında ekstra bilgiler sunmalı. Takıldığınız ve unuttuğunuz anlarda sunumunuzdan faydalanmak gerekli; ama orada yazanları olduğu gibi okumanız sizi özensiz biri olarak gösterebilir. Bunlara ek olarak, sayfalar arasında çok fazla geçiş yapmayın. Bir ileri bir geri ya da birkaç sayfayı hızlıca geçmek yine sizin sunumunuza iyi hazırlanmadığınızı ortaya koyar.

Eğlenceli olmak adına yaptığınız şakaların dozunu kaçırmayın. İnce espriler iş dünyasındaki dinleyicilerin hoşuna gidecektir; ama sıradan ve özensiz şakalar sizin için bir eksi olarak görünebilir. Bunun yanı sıra kullandığınız dil de oldukça önemli. Jargonu bir kenara bırakın. Her ne kadar iş dünyasından kişilere hitap ediyor olsanız da, sizin bildiğiniz jargonu herkes kullanmayabilir. Dinleyiciler sizi anlamakta güçlük çekmemeli.

Zamanınızı mümkün olduğunca iyi bir şekilde kullanmaya özen gösterin. Yavaş başlayıp, sonlara yaklaştığınızda anlatacaklarınızı hızlı hızlı geçmek, takip edilmenizi zorlaştırabilir. Eğer sürenizi aşarsanız hem sizden sonraki konuşmacının zamanını çalacaksınız hem de dinleyiciler odaklanmakta zorlanacak. 15 dakikalık bir süreniz varsa bunun tamamını kullanmak zorunda değilsiniz. Son birkaç dakikayı dinleyenlerin sorularına ayırmak, onların fikirlerine ve düşüncelerine önem verdiğinizi gösterir.

Bir topluluğa sunum yapıyorsanız ve konuşmanızda çok fazla bilgiye yer verdiyseniz, sunumunuzu dinleyicilerle paylaşmak da sizin artı olarak geri dönecek. Böylelikle dinleyenler, sağladığınız ekstra bilgilere ulaşabilirler ve onlar için bir hizmet sağladığınızdan dolayı size minnettar olabilirler.

Asansör Konuşması Nedir, İyi Bir Asansör Konuşması Nasıl Yapılır?

Asansör Konuşması

Asansör konuşması bir girişimcinin bilmesi gereken en yeni ve önemli konulardan biri. Bilmeyenler için özetlemek gerekirse asansör konuşması, asansör -yolculuğu- sırasında bir girişimcinin kendini ve girişimini yatırımcıya anlattığı bir konuşma veya sunum diyebiliriz.

Asansör konuşmasının en büyük zorluğu, bu sunumun 30 ile 60 saniye arasında tamamlanmak zorunda olması diyebiliriz. Bu kısa süre içinde girişimci iş fikrini tanımadığı birine anlatarak, karşı tarafın ilgisini çekmek zorunda ve böylelikle daha uzun bir sunum yapabilmek için ikinci bir görüşme ayarlayabilme şansı yakalasın.

İyi bir asansör konuşması nasıl olmalı?

Konuşmanızda nelerden bahsedeceğinize karar verin

Plansız bir şekilde yapılan asansör konuşmasının başarıya ulaşması pek mümkün olmayacağı için yaklaşık 1 dakikalık süre içinde nelerden bahsedeceğinizi önceden hazırlamanız gerekiyor. Bu konuşmada özetle “kim olduğunuzdan”, “ne iş yaptığınızdan” ve “aradığınız şeyin ne olduğundan” bahsetmelisiniz.

Konuşmanızı kağıda yazın

Konuşmanızı bir kağıda yazmanız oldukça önemli. Kafanızda ne kadar kurarsanız kurun, bu cümleler uçup gidecektir ve konuşma anı geldiğinde kafanızda kurduğunuz cümlelerin bir kısmını unutacak ve ne söyleyeceğinizi düşünürken, bir bakmışsınız yatırımcı asansörden iniyor.

Bir kağıt üzerinde yazarak çalışırsanız, hangi cümleleri çıkartıp, hangilerinin üzerine yoğunlaşmanız gerektiğini görebilirsiniz. Ne de olsa söz uçar, yazı kalır.

İlgi çekici bir giriş yapın

İyi bir asansör konuşmasının en önemli anı ilk giriş cümlesidir. Özenli ve dikkat çekici bir giriş yaparak karşıdaki kişinin ilgisini çekmeyi başarırsanız, o kişinin sizi dinlemesini sağlarsınız.

Yaptığınız işi çok iyi anlatın

Bir dakikadan kısa bir sürede bir yabancıya işinizi anlatacağınızı unutmamanız gerekiyor ki bu sürenin hepsini işinizi tanımlamaya çalışarak harcamamanız gerekli yoksa başka hiçbir detay veremeden konuşmanın sonuna gelmiş olursunuz. Yaptığınız işi oldukça kısa bir şekilde özetleyerek anlatabiliyor olmanız gerekiyor.

Albert Enisten, “eğer bir şeyi kısaca anlatamıyorsanız, o konuyu yeterince anlamamışsınız” der. İş modelinizi ve yaptıklarınızı 1-2 cümleyle anlatabiliyor olmanız lazım.

Süslü kelimelerden ve jargondan kaçının

Pazarlama taktiği olsa da bu konuşmalar sırasında süslü kelimeleri ve sektör jargonunu bir kenara bırakın. Anlattığınız konunun anlaşılabilir olması gerekli ve herkes sizin içinde bulunduğunuz sektörün jargonunu bilmek zorunda değil. Bu nedenle konuşmanız sırasında anlaşılabilir olmanız çok önemli.

Sunumunuz akılda kalıcı olmalı

Bir girişimcinin değil yatırımcının gözüyle bu konuyu ele alırsak, en önemli faktörlerden biri de akılda kalıcılık olur. Bir girişimci birkaç yatırımcıyla görüşüyor olabilir; ancak yatırımcının görüştüğü girişimci sayısıyla kıyaslanacak olursa bu rakam oldukça düşük kalacak.

Bu nedenle yapılan konuşmanın akılda kalıcı olması mutlak suretle önemli. Konuşmanın ve sunumun olduğu kadar sizin de yatırımcının aklında kalmanız oldukça mühim.

Ne istediğinizden değil, karşı tarafa neler sunabileceğinizden bahsedin

Sürekli ne istediğinizden bahsederseniz, yatırımcıyı daha ilk saniyelerde kaybedebilirsiniz. İnsanlar genel olarak bir şey verme fikrinden hoşlanmadıkları için ilk önce ne alacaklarını duymak isterler. Bu yüzden konuştuğunuz kişinin neler kazanabileceğinden, bu girişimin ona neler sunabileceğinden söz edin. Böylelikle ilk olarak bir şey verme fikrinden önce, yatırımcı kendisinin ne kazanabileceğini düşünmüş olur.

İlgili yazı: Girişimciler, Yatırımcılarla Görüşürken Nelere Dikkat Etmeli?

Sektöre ve tüketicilere nasıl bir değer kattığınıza değinin

Bir yatırımcı size neden yatırım yapmalı? Sektöre ve insanlara nasıl bir değer katacaksınız, konuşmada bu konulara yer verin. Sunum sırasında hedef odaklı olmak, yaptığınız işte insanlara veya sektöre değer verme niyetinde olduğunuzu gösterecek. Elbette bu işten siz de kazanç sağlayacaksınız; ancak karşınızdaki kişi, sizin nasıl bir değer yaratacağınızı gördüğü zaman ikinci görüşme için size bir fırsat sunacaktır.

Konuşmanızı hikayeleştirin

Hikayeler kişilerin aklında daha kalıcı olacaktır. Anlattığınız hikaye ile hem işiniz hem de siz, karşı tarafın gözünde özdeşleşeceğiniz için hatırlanmanız daha kolay olur. Bu hikayede bir kullanıcının problemini nasıl çözdüğünüzden bahsedebilir ya da işinizle ilgili ilginç bir an paylaşarak ilgi çekebilirsiniz.

Kendinize güvenin

Belki çok klişe bir yaklaşım olarak değerlendirebilirsiniz bunu; ancak kendine güven unsuru yukarıdaki maddelerin her biri kadar değer taşıyor. İşinizi çok iyi yapabiliyor ve biliyor olabilirsiniz; ama kendinize ve işinize güvenmiyorsanız (güvendiğinizi gösteremiyorsanız) bu çok kolay bir şekilde anlaşılabilir ve kimse kendine güvenmeyen birine yatırım yapmak istemez.

Kendinize güvenirken de sınırlarınızı bilmenizde yarar var, güvensizlik iyi olmadığı gibi aşırı güven de size zarar verebilir. Bu ince çizginin arasında yürümeye özen göstermeye çalışın.

Konuşma öncesinde bol bol pratik yapın

Pratik yapmak birçok kişi için gereksiz bulunur; ancak bir işi en iyi yapanların sürekli pratik yaptıklarını unutmamak gerekiyor. Elinize geçen 1 dakikalık bir konuşma süresinde takılmadan ve akıcı bir şekilde konuşabilmeniz için bu pratikler olduğunca önemli.

Hatta bu pratikleri ayna karşısında yapmak daha da verimli olacaktır. Ayna karşısında beden dilinizi nasıl kullandığınızı görebilir ve düzeltilmesi gereken noktaları görebilirsiniz. Kimilerinin beden diline çok fazla önem verdiğini unutmamanız gerekli. Çoğu zaman beden diliniz, anlatmak istediğinizden daha fazlasını dışa yansıtacağı için, ayna karşısında pratik yapmak beden dilinizi kontrol etmenize olanak sağlar.

Pratiklerinizi sesli olarak yapmaya özen gösterin, eğer yapabiliyorsanız sesinizi kaydederek, tonlamalarınızı sonrasında inceleyebilirsiniz. Hangi kelimelerde vurgu yapmanın daha iyi olacağını bu şekilde görebilirsiniz. Bu egzersizi yapmak için çok teknolojik bilgiye gerek yok, akıllı telefonunuzun ses kayıt özelliğiyle bile bu işlemi rahatlıkla yapabilirsiniz.

Seni ve Ekibini neler motive ediyor? Motivasyon nedir?

Motivasyon Nedir?

Eğer girişimci iseniz veya bir çok başarılı girişimciyi takip ediyorsanız, başarıya ulaşmaktaki en önemli ortak etkenin “YETENEK” olduğunu biliyorsunuz. Peki herkesin sorduğu yetenek nasıl bulunuyor ve en önemlisi nasıl motive ediliyor? Organizasyonunuzda insan sermayesi uygulamalarını nasıl yenileyerek en üretken ve motive çalışanlara sahip olabilirsiniz?

“Good to Great” (Mutlaka okunması gereken bir kitap)- Türkçesi İyi’den Mükemmel Şirkete Kalıcı Başarıya Ulaşmanın Yolları kitabının yazarı Jim Collins’e göre insanları motive etmek için harcanan enerji çoğunlukla zaman kaybı. Doğru insanları bulursanız onlar kendiliğinden motive olacaktır. Ancak her şekilde elinizdeki bu yetenekleride de-motive etmemek için nelere dikkat etmelisiniz?

20. Yüzyıl Motivasyon Modelleri

Yönetim bilimi 1900’lerin başında doğdu. Fredrick Winslow Taylor’ın buluşu olan bilimsel yönetimde işler çoğunlukla basit, ilgi çekmeyen görevlerden oluşuyor ve insanların motivasyonu için ödüller kullanılıyor ve dikkatle işleri denetleniyordu.

Basitçe söylemek gerekirse, bu yönteme göre, çalışanlarınızdan olabildiğince verimlilik elde etmek için; istediğiniz hareketleri ödüllendirmek, istemediğiniz hareketleri cezalandırmak gerekir- diğer bir değişle havuç ve sopa yaklaşımı. Fakat bilim adamları günümüze yaklaştıkça; deneylerinde ödül-ceza yapısının beklenen performans sonuçlarını oluşturmadığını görmeye başladı.

Havuç ve Sopa yaklaşımı niye her zaman çalışmaz

Havuç ve sopa yaklaşımı 20. yüzyılın başındaki tipik görevler için iyi çalıştı – rutin, zorlu olmayan ve yoğun kontrol edilen görevler. Basit, düz, ekstra düşünme gerektirmeyen ve en önemlisi odaklanma gerektirip beynin sol kısmını kullandıran bu süreçler için ödüller motivasyonu arttırabilirken; daha komplike, daha fazla yaratıcılık gerektiren ve beynin sağ kısmının kullanıldığı 21. yüzyıl işlerinde bu yöntem çalışmamaya başladı.

Yeni Motivasyon Teorisi

Yeni yapılan araştırmalara göre; insanların doğuştan gelen özerk olma, kendi kaderini tayin edebilme ve diğer insanlarla bağlı olma dürtüleri bulunuyor ve bunlar serbest bırakıldığında insanlar daha çok başarılı olup, deneyim olarak daha zengin hayatlar yaşıyorlar.

Organizasyonların, insan sermayesini yönetirken odaklanması gereken bu doğuştan gelen dürtüler: kendi hayatımızı yönlendirmek (otonomi), yeni şeyler öğrenme ve yaratma (ustalık) ve kendimizi ve dünyamızı daha iyi yapmak (amaç).

Aşağıda kendinizi, takımınızı ve çalışanlarınızı daha iyi motive etmeniz için bazı doğru yollar:

1. Otonomi – takımınıza, işin aşağıdaki bazı veya bütün ana yönlerinde otonomi sağlayın:

  • Ne zaman yaptıkları (zaman) – Zaman/program odaklı olmaktansa, daha çok sonuç odaklı çalışma ortamına geçin.
  • Nasıl yaptıkları (teknik) – İşlerini nasıl tamamlayacaklarını dikte etmeyin. İlk başta yol gösterin ve sonra katı prosedür izlemektense kendilerinin uğraşarak başarıya ulaşmalarını sağlayacak ortam yaratın. Tabi burada yetkinlikleri, deneyim seviyesi ve sorumluluk almaları çok önemli.
  • Kiminle yapacakları (takım) – Otonomi sağlamakta en çok zorlanacağınız bu olsa da; insanların kiminle çalışacaklarını seçme şansını verin. Eğer işe alım sürecine dahil edemiyorsanız, açık projeler yaratıp kendi takımlarını yaratabilme kabiliyeti sağlayın.
  • Ne yaptıkları (task) – Düzenli olarak belirli zamanlarda, istedikleri ve kendi seçtikleri proje veya problem üzerinde çalışabilecekleri “yaratıcılık” günleri yaratın. İlk olarak 3M’in başlattığı bu “yaratıcılık” zamanlarında; belkide her gün kullandığımız sarı notlar- Post-it yaratıldı ve daha yakından bildiğimiz Google’ın 20% istenilen projede çalışma zamanlarında Gmail, GTalk ve Orkut gibi çok önemli ürünler yaratıldı.

 

2. Ustalık – kendileri için önemli bir şeyde daha iyi olmalarını sağlayın:

  • Onlara bağlanacak “Altın Kilit” görevler sağlayın– Ne çok zor ne de çok basit görevler olan “Altın Kilit Görevler”; onları işe bağlayarak kendilerini geliştirmelerini sağlar. Kapasitelerinin altındaki görevler sıkılmalarına neden olurken, kapasitelerinin üzerindeki görevler endişeye sebep olur. Tabiki herkese göre böyle görevleri sürekli sağlamak gerçek dışı ancak bunu düşünerek konumlandırmak en doğrusu.
  • Ustalaşmanın mümkün olduğu ortam yaratın – öğrenme ve gelişim ortamını beslemek için dört esas gerekli; otonomi, açık hedefler, hemen geri bildirim ve altın kilit görevler.

3. Amaç – onların kendilerinden daha büyük bir amaca katkıda bulunma istekleri için ortam sağlayın;

  • Amacın iletişimini yapın – organizasyonun sadece karlılık dışında amacını bilmelerini ve anlamalarını sağlayın. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi organizasyonun vizyonunu ve amacını anlayan ve buna nasıl katkıda bulunduğunu bilenler çok büyük olasılıkla daha memnun olacaktır.
  • Karlılık maksimizasyonuna eşit oranda amaç maksimizasyonu üzerinde de vurgu yapın – araştırmalarla da kanıtlanmış olarak, karlılık hedeflerinin kişilerin, ne iyi nede kötü olmalarında etkisi yok. Organizasyon ve bireysel hedefler kar kadar amaca da odaklanmalı. Bir çok başarılı şirket artık karı, amaçlarına ulaşmak için katalist olarak kullanıyor.
  • Amaç odaklı kelimeler kullanın – organizasyonunuz hakkında bütün bir takım olarak “biz” gibi kelimeler kullanarak konuşun. Bu onlarında böyle konuşmalarını ve büyük bir amaca çalıştıklarını hissetmelerini sağlar.

Önemli not: Bir çoğunuzu şimdiden duyar gibiyim, sadece bunlar yetecek mi? Tabi içsel motivasyon, yaratıcılık ve problem çözme yetenekleri gerektiren işlerde çalışıyor, ancak bunların etkili olabilmesi için insanların hakkettiği bazı (maaş ve hakları) almaları gerekiyor. Aksi taktirde ne yaparsanız yapın, size ne kadar inanırsa inansın bir süre sonra haksızlığa uğradığını düşünüp gidecektir.

Eğer bu konu ilginizi çektiyse ve daha detaylı okumak istiyorsanız Daniel Pink’in Nasıl Motive Oluruz? Nasıl Motive Ederiz? (Drive) kitabını okuyabilirsiniz.